27 Aralık 2011 Salı

Neden Olmayayım?

Hadi beni falan geçtim, sen ne diye olmayasan ki? Bana bunu de sen. Olur anam babam. Her şey olur. Önemli olan şu ki? Önce o eli bir indireceksin. Gereği yok.

Ben de elime oyuncak arabayı alıp 'vuuuuu, ııııııı, hın hın' diye oynamadım mı sanki? Gölgelerin gücü hiç mi ben de olmadı sanıyorsun ey ademoğlu? Pavır Rencırs'ta hep kırmızıyı tuttuğumu bilmiyor musun sanki? Ne olur git, git buradan. Beni daha fazla heder etme.

Sen bir danbanvilsin, ben senin ketin olamam.

İnkâr etme. Gözlerinde gördüm. Sanki, 'ben bu çikilatayı hiç sevmem, fıstığa alerjim olduğunu bilmiyor musun?!?!?' der gibi bakıyordun. O an anlamalıydım. Ah ne de ani oldu her şey. Önce fotokopiciye gidiyorum dedin, sonra haberin geldi. Derslik yedideymişsin. Çoğulmuşsun. 2. çoğul şahıs kullanarak sorduğum soruya tamamen birinci tekil kişiliği cevabı verince gördüm bir diğer yüzünü.

Oysa her şey ne kadarda güzeldi bir zamanlar. Hatırlar mısın bir gün seninle pikniğe gitmiştik. Pikniğe gitmiştik yani. Çokta büyütülecek bir şey değilmiş aslında. Yemek işini bana bırak demiştim. Anneme ekmek arası kuru köfte hazırlatmıştım. Ama seninkini özel olarak soğansız tabi ki. Köftelerimizi yerken ne de mutluyduk...

Ya o geceler... Gıddoooooooo

Elbet bir gün devamı gelir. Şey etmeyin yani. Olur hep onlar. Bak valla çok dert ediyorsun kendine hasta olursun mazallah. Yapma öyle. İçine atmayacaksın. Tabi. O zaman kendine çok dikkat ediyorsun. Öptüm kocaman.

2 Aralık 2011 Cuma

Kimim Ben? Ya Sen Kimsin? Yoksa Hepimiz Tamer Karadağlı Mıyız?

Güneydoğuluyum. Ama Serdar Ortaç şekli göz ve kaş kombinasyonum 'sen tatar mısın yoksa moğol musun' sorularına maruz kalmama neden oluyor. Hatırı sayılır bir kalabalıkta John Lennon'a benzetiyor ve artık ismimi kullanmayıp direk 'hey con' diye seslenenleri de mevcut. Teoman'a da benzetilmedim değil ha! Diyarbakarlı olduğumu öğrendiğinde hayatının şokunu yaşayan, İzmirli olduğuma kalıbını basacak adamlar da tanıdım ben bu hayatta. 'Haçen sen bizim oralarun çociğina benzisun' deyipte Karadenizli olduğuma kesin kanaat getirenlerde. İtalyan Ressamlara benzetilip benimle her yerde gezecek kişilerde oldu. Bir de benzetildiğim efsane ünlüler var tabi. Bunlardan kimileri; Bülent Serttaş, Deniz Baykal ve tabi ki Nükher Duru! Ha unutmadan, çok kez turist zannedilmem de cabası.

Oha! Aslında ben herkes olmayayım? Ya hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içinsek?

Türkiye'nin ve hatta Dünya'nın bütün çeşitlilikleri bedenimde vücut bulmuş, adeta! Bedende vücut bulmakta müthiş bir kalıpmış, şüphesiz!

27 Kasım 2011 Pazar

Vaçı Gana Okey?

İngilizcem aslında iyi. Her söylenileni anlıyorum ama konuşamıyorum işte. Ahahaha diye anonim yarılasım geldi de neyse. Ben öyle bir insan mıyım? Adeta bir hobit kadar Gandalfım.

Google 'yarılasım' kelimesini algılayamıyorsa ben bir daha Posta gazetesi almam arkadaş. Yuh.

Ey Morya yolcusu! Nabıon? İyi gördüm iyi. Göte şaplak maşallah. Oha yok götü üflüyordun sanırım. Emin olamadım. Şöyle yapalım önce şaplak, sonra da bir okşama. Garanti olsun.

Evet Rusları seviyorum ama böyle Karadeniz erkeği mantığı ile değil. Hani en sevdiğim renk siyah, en sevdiğim meyve mandalina, kendi toprağımdakiler dışında en sevdiğim insanlarda Rusmuş gibi. O bab da yani.

Oldu bitti derken, kendinize çok dikkat ediyorsunuz. Öpüyorsunuz.

23 Kasım 2011 Çarşamba

Geçmişten Perşembe'ye

Hayatımda ki acı ve çarpıcı ve fotojenik ve profil fotosu ve dikiz aynası ve ilginç gerçekler Vol I Part 2 Level 5 To be continued

Evet ben de çarşaf, pike yeri geldi yorganı pelerin yaptım, oklavayı elime kılıç diye aldım ve tüm kötüleri diz çöktürdüm! Pişman değilim! O iflah olmaz kötüler yerine dönen tekmem fiskosun üzerindeki kaseye denk gelmişse ve o koca kase paramparça olmuşsa bundan ne çıkar? Ben orada Dünyayı kurtarıyorum bir kase gibi ufak bir zayiat vermişsem çok mu yani?

19 Kasım 2011 Cumartesi

O Kadar ki, Bi O Kadar daha?

Sevgili ayfona 'ay popom' deyip geçiveren, android aşığı toplumsal vakalarım, benim gibi androidin nasıl yazılacağından bir türlü emin olamayan telefon zıpırcıkları, ders çalışmamak için cilt cilt roman okuyan, seri seri film izleyen, dizilerin tüm sezonlarını bir çırpıda bitiriveren bahar hasreti çeken ama bere takmaya mecbur kalan deodorant kullanıcılarım, yine-yeni ve yeniden gelen sigara zamlarından sonra tekel 2000 e dönen duman avcılarım, çok sevgili suavi sakalı hayranlarım, esrarlı ve gizemli gözlerle bu satırları okuyan çekik gözlülerin sinemasına hayran olan bim ürünleri sevdalılarım, canlarım, cananlarım, milyonlarca hayranımdan sadece biri! Koştun geldin hemencecik. Yorulmadın ya inş.? Mevzu şu ki;

aslında mevzu diye bir şey yok. Aslında sadece ben ve şu an karşımdaki duvarda asılı sünnet fotoğraflarım var. Kafamda böyle hükümdar şapkası, pelerin, elimde asa falan. Ve seni kutsuyorum sevgili ve sayın pipi kesici.

Aslında adama ve beni tutan hemşireye çok ayıp oldu biliyor musun? Yok bilmiyorsun. Çok küfür ettim. Ağza alınmayacağı bırak akla bile gelmeyecek küfürler. Ne için peki? Pilava katılacak minnacık bir pipi parçası için. Peeh.

Hakikaten pilava katmıyorlar ya onu tavuk eti niyetine?

Volkan Konak aslında 'altıma yapıyorum altıma yapıyorum yumuşacık kalıyor' tadında bir insan.

Onu bunu bırak bir o yanındaki masaya, ben sana bir şey söyleyeyim mi? Kadın küfür etmemeli. Budur yani.

Şükran* bebeyim yazın seninle yazın tatile çıkalım. Koca bir yaz geldi geçti sadece bir kere suya girebildim banyo dışında. Peeh!

*Blogumun ismidir.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Kocamaaaan Bir Gülümseme

Yaşamak güzel canlar. Derdiyle, kederiyle, mutluluğuyla. Özetle tosuncuklarım iyisi ile kötüsü ile yaşamak güzel. Hele bir de beyaz leblebi varsa amaaan diyorum.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Ben Bu Aralar

çok puşt oldum güzelim Şükran*. Hislerim böyle yokmuş gibi sanki. Ara sıra böyle 'ce ee' der gibi kendini gösterip tekrar yüzünü kapatıyor gibi yani. Yani bu örnekten de anlaşılacağı gibi diyeceğim de bu örnekten bir bok anlaşılmıyor affedersin.

Mesela kızcağız böyle duygulu falan bir şey yazmış. Almış okutmuş ve bir yorum yapmamı rica etmiş. Öyle hisli, duygulu bir metin bir de. Sen kalk yorum diye şaklaban şaklaban şeyler yaz. Ulan biraz saygın olsun öküz. Değil mi Şükran?

Ben aslında depresyondan çıkar gibiydim bu aralar Şükranım ama yine sanki girer gibi de oluyorum. Ama belki de çıkamadım. Çıkmadığım şeye de giremeyeceğime göre. Aslında ben ne saçmalıyorum ki be Şükranım?

Aslında benim sana yazmam hata olabilir be Şükranım. Valla. Kamuya zararlı bir insanım aslında ben. Veda mı etseydik napsaydık ki bilemedim. Dur ben gece gene gelirim belki de. Bir terapi yaparız. Bir sonra ki sevişmemize kadar hoşça kal!

*Blogumun ismidir. Evet ben bloguma isim taktım. Ne güzel dimi?

23 Ekim 2011 Pazar

Olmak Zorunda

Hep aynıdır aslında. Önce tetiklenirsin. Fotoğraf, koku, yazı, o ya da bu. Ne fark eder? Gerisi bir ritüel. Bir şarkı açarsın ardından, müziğin insan üzerindeki etkilerini test edersin. Ve olmazsa olmaz! Bir sigara yakar ve ilk dumanı sanki Tanrı’dan öç alırmışçasına çekersin içine. Bir sürede olsa şairsin, yazarsın artık. Terleyen avuç içinde parçalanacak bir kâğıt parçasına kelimelerin düşmeye başlamalı artık. Ne hissedersin? Hırs, öfke, aşk, tutku… Ve cazibesine dayanılamayan üç nokta… Bir, iki ve üç… Sahi sonsuza gitmek istesem? Cesaretin var mı ki buna?

Bugün sana karşı hiç olmadığım kadar dürüst olacağım ve ardı ardına sıralayacağım yalanlarımı.

Masumiyet. Anlamını senle kazanan bir yalan. Ya ben şeytanın tarafındaysam, ya hapsolmuşsa ruhum? Doğruyu söylemek için hep yalanlar söyleyeceğime yemin etmişsem ve bu yemin bile aslında tutamayacağımı bile bile bahsine girdiğim bir kayıpsa? Soru sormayı bırakırsam, cevap vermem de gerekmez hem. Peki ya sana hiç uçabildiğimden bahsetmiş miydim?

Gözlerinde korku var ve beni gördükçe dağlanıyor. Bir çerçevenin ardından baksam bile gözlerine, görmek mümkün. Benden yana değil korkun, farkındayım. Tereddüt ediyorsun, ya diyorsun, ya bu adam… Durduran ne seni? Ah bu sorunun cevabını bir bilebilseydim, belki o zaman kendimi sevmeyi başarabilirdim.

Sen hiç birini üzebilme ihtimalini kendine ihtimal edinip, tüm olumsuz ihtimalleri gerçek sayıp varsayımlara boğulmuş bir yabancı ile karşılaştın mı? Olurda bir gün karşına çıkarsa, Tanrı’ya isyan etme. Suç ne sende ne de Tanrı da. Olmaması gereken bir zamanda, olmaması gereken bir yerdeydi.

Sana yangın değil gönlüm. Ama her gece Tanrı’ya yakarışım, bizi bağlasın diye. Bir insan birini sevmezken, her gece Tanrı’ya o kişiye aşık olmak için neden yakarır? Delilik henüz icat edilmedi.

Bu ilişkide yanılmış olamam. Tanrı böyle öngördü, o vaat etti. Benim kaderim olmalısın. Başka yolu yok. 

22 Ekim 2011 Cumartesi

Aslında Fark Ettim (Seda Sayan)

Ki

-Böyle başlığa ünlü birinin ismini yazınca deli tık alıyorsun. Mesela Şebnem Kısaparmak içeren bir başlık var altlarda. O güne kadar tıklanandan daha fazla tıklanmış blog. Vay arkadaş.

-Biber gazı hiç hoş bir şey değil, bugün bunu da anladım. Yakıyor yea bildiğin.

-Şu yaşıma geldim hala daha tül ve perde arasındaki farkı çözemedim. Hayatın şifresi gibi anasını satayım. Sanki kafamda netleşse o ayrımları çok daha mutlu olurum gibi hissediyorum.

-Kanka insan neden paylaşmak ister ki? Nedir yani? Ego mudur? Ali Nazik midir? Bence de kibar birisidir.

-Evet şaka yapamıyorum. Bunu da fark ettim az önce. İyi oldu ama. Dersimi aldım.

-Bugün daha doğrusu şu an o kadar mülayimim ki, o derece yani. Tüm insanları seviyorum deliler gibi.

-Bülent Ortaçgil dinleyince ve Ezginin Günlüğü'de tabi, sanki şarap içmem gerekmiş gibi hissediyorum. Ardından da sevişme hissi uyanıyor. Şarabı bulmak ve içmek eylemlerini gerçekleştirebiliyorsun da işte sevişme kısmı zor iş. Peeh.

-Neden diyorum bazen. Neden bir insan gidipte steyşın vagon bir araba satın alır. SW bir otomobile o kadar para bayılır. Hayır satarken de zorlanacak yani, o bakımdan.

-Ben yine bir fena oldum. Bildiğin depresyon. Napsak? Yemek mi yesek?

-Öperim tosunlar, canlar.

12 Ekim 2011 Çarşamba

İyiyim, ya sen?

-naber
-Bilmem, sen?
-hissediyorum. kötü hissediyorum. kutumda küçük hissediyorum mesela. ama bir tl varmış gibi değil. bir milyon en büyük ödülse, elli tl gibi hissediyorum mesela. bir tl kadar kötü değil. elli de iyi değil aslında. ama iyiyim. domuz gibi. fiziken iyiyim yani. ama kötüyüm. psikolojik olarak düşünüyorum, sanırım benim psikolojim yok. ben varım, ama gitmiş gibi. ama sanki bakkala sigara almaya gitmiş gibi. az sonra 'of dışarısı ne soğuk be m.na koyim' diyecek gibi gitmiş, gelir gibi. 
-Anladım. 
-hangi şarkı bu?




10 Ekim 2011 Pazartesi

Kurban Olurum

'İç Sızlatan Şarkı(lar)' mı arıyorsunuz? Artık sözlük sözlük dolaşmanıza gerek kalmadı. Kuralları Olan Anarşist Yayıncılık A.Ş. Blog Hizmetlerinden dev hizmet! Buyruuun 


Bildiğin Sıçmık, Bok, İğrenç... Adeta ....?

Geç bunları anam babaaaam geç bunlarııı la la la la....

Gençler, kimi andropoz ve menopoz dönemindeki olgun fanlarım, yalnız kimileri size milf falan diyor ha bunu da ekliyeyim, ya da ben mi şaşırıyorum acaba, faber castellerim, hamur silgi kıvamında canlarım;

Ne dicem? Hazır tut kendini, zira üzüntüden kendini duvardan duvara atmaman için hiçbir sebep kalmayacak. Ve...

Ben depresyona girdim hacı, aga, kanka, abi, usta. Böyle kendimi bir hiçmişim gibi, iğrenç, sümüklü böcek kıvamında, bok gibi, sıçmık gibi, mesnetsiz, hadsiz, adi, puşt, pezemenk, hiçbir boka yaramayan biri gibi hissediyorum.

İnternetten şöyle bir araştırdım. Ve hiçbirini beğenmedim. Ben de sizler için uzun ve yorucu uğraşlar sonucu bir depresyon testi hazırladım. Aşağıda benim kendi sonuçlarımı göreceksiniz. Eğer testi uygulamak isterseniz yanlarındaki işaretleri silip siz de kendinizi teste sokabilirsiniz. +++rep



Aşağılık Kompleksi  
Halsizlik, bitkinlik, uyku sorunları 
Kendini başkalarıyla kıyaslayıp, yine kendini bir zart zurt gibi hissetmek 
İktidarsızlık X
Ayak kokusu X
Her şeye karşı isteksizlik 
Oha 'her şey' de değil ✔ 
'Günün ilk sigarası bile tat vermiyor' 
'İlk sigaranın ardından günlerin özeti için girilen tuvalet artık eskisi kadar şenlikli değil' 
'Artık tuvalette şarkı bile söylemiyorum' 
Güneş ve su görünce hırlama, kurtlaşma, Merzifon'a gitme isteği X 
Kamil Koç mu? yoksa Diyarbakır Sur mu? Error 
Yaprak Dökümü'nün tüm bölümlerini indirip teker teker izlemek 
Her bölümde Ferhunde'ye küfretmek, Necla ve Leyla'nın kavgalarına dayanamamak 
İki göz iki çeşme 
Terleme, koku salgılama, osurma, geğirme 
Tırnakların son zamanlarda normalden daha hızlı uzaması X
'Hey eğlenceli bir yazı için bloguma bir göz atmaya ne dersin?' 
Aklından geçiyor dimi lan? 
Allah belanı vermesin 
Öptüm. Kib. ßß 

27 Eylül 2011 Salı

Şş Benim Beynime Bir Baksanıza

Böyle aylar sonra işsiz kalınca bir fena oldu, kendini kaybetti, tuvaletini şaşırdı, pipisini tuttu, donunu ayağına giydi, tırnak makası ile saçını tıraş etti. Nedir yani, sanki bok mu sıçtık affedersin müdürüm?

Bak hat yine gitti. Hayyts ağalar, bir baksanız. Kafama falan mı vursanız acaba. Ya da en güzeli alın karşınıza konuşun. Anlatın güzelce. Artık sürekli sürekli 'erken yat, erken kalk' komutu vermesin mesela.

Aslında hep bu tarz şeyler işte. Çorapla yatmamak lazım tabi. Hiç iyi bir şey değil biliyor musun? Kendine yazık ediyorsun yani. Gencecik bir insansın neticesinde. Sana da yazık. Yahu ben seni de anlıyorum ama el ne der? Elalem kaç posta memuruna iyi davranır, en fazla kaç yani?

22 Eylül 2011 Perşembe

Tuvaletinizi Kullanabilir Miyim Acaba?

Şükran! Merhaba bebeyim. 

Adeta basıldım, ifşa edildim, hatta ihtimal ki uzanmışım kumsala güneş pıt pıt damlıyor içime. Pıt pıt aslında hiç olmadı. Neyse, sevgili fanlarım fanuslarım, üst üste sienbisi dizileri izleyip aniden ingilizce konuşmak için içinde coşkun denizlere benzer bir ve bu devamını getiremeyeceğim betimleme gibi ingilizce konuşma isteği patlayan camel içicileri, (vaçı gana du, ha?), vücudunun ne kadar esnek olduğunu ancak ayaklarını koklamak için iki büklüm olduğunda fark eden yurdum vatandaşı, ve sen son cümlemden sonra fetişini engelleyemeyip elini ayak parmaklarının arasında dolandıran pislik yaratık, (bilmiyor musun ki ayaktan iğrenirim, ıyk), ve son olarak Singapurlum, ehemmiyeti çok yüsek adeta top secret bir mevzu var. Bu arada iyisindir ya inş.? İyisin, hamdolsun. 

Mevzu şu; bu nadide blogu, büyük emeklerle kurduğum ve yine tüm karın ağrımla zirveye taşıdığım baş yapıtım blogumu takip etmemesi gereken kimi insanlar keşfetmiş ve takipteler. Bu hiç olmadı. Eğer bunu da okuyorsan, ki okuyorsundur, yahu neden yapıyorsun böyle bir şeyi? Burası benim hunharca kendimi saldığım, hayatın şifrelerini çözdüğüm, kendim ile ilgili senin bilmemen ya da bilmiş olunca hoşuna gitmeyecek spoilerle dolu. Hem şindü senin burayı takip ettiğini bilmek, beni engelleyecektir bazı şeyler için. Mi? 

Elbette ki hayır. Yine tüm pervasızlığım ile hayranlarımla buluşmaya ve kendime görev edindiğim seven çifleri bir araya getirme olaylarıma devam edeceğim. Bak mesela son evlendirdiğim çift; 


Fotoğraf çiftimizin balayından. Balayı mekanı olarak sulak bir yeri seçtiler. Zira yüzmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar. Son konuştuğumuzda bana teşekkürlerini ilettikten sonra açık büfeden ne kadar memnun kaldıklarını anlata anlata bitiremediler. 

Ve sen sormadan bilmen gerekenler! Açıklıyorum! 

Şükran* ile sevişiyoruz. Şimdilik bu kadar. Aklıma geldikçe itiraflarıma devam edeceğim.  

Ve anam babam, bu satırları okuyan vefakâr, cefakâr, kâr ve çalışma ortağı, kendine çok dikkat ediyorsun. Öpüyorum. 

*Blogumun ismidir. 

5 Ağustos 2011 Cuma

Yani O Şeftali, Bu Fındık Mı?

Leblebi tozunu atarsın ağzına, sonra sana Yusuf dedirtirler ya hani, ya da her şey çok güzel derken 'Şen Yuva' nın bittiği haberini alırsın, sonra atv ye şekilli şekilli söversin, seni sözlükten falan atarlar bir kaç aylığına, ya da, ya da günün özeti için tuvalete girersin ama özetin çıktısını aldıktan sonra fark edersin ki tuvalet kağıdı yok, o tarz bir şey işte. Bunlar olur yani. Temel de yatan problem belediyecilik hemşehrilerim. Yaşınızı tutturun, hatırlarsınız. Bir zamanlar ülke çapında tasarruf edeceğiz diye her gün bir müddet elektirikler kesilirdi. Su kesilmesi fenaydı ama. Ne bidon taşırdık, şş sen biliyorsun hani. Ama ben en çok neyi özledim biliyor musun canım ciğerim, beyle 9 gibi ışıkları kapatıp açardık ya hani, sonra camlardan tencere tava vururduk birbirine aynı anda. Güzeldi yani. O yaşım için bir eğlence idi.

Asıl mevzu şu, hatta bir soru, belki bir bilmece, belki de hayatın şifresi! Soruyorum;

Entarisi ala benziyor x2
Şeftalisi bala benziyor x2
Şekerli misin vay vay?
Kaymaklı mısın vay vay?

dizelerinde geçen 'Şeftali' ile bize betimlenmeye çalışılan şey nedir? Ben yetkili olsam ÖSS de sorardım yani.

Hayt, benim yine uykum geldi ha. Yatıyorum ben hacı. Öperim.

Şükran*! Hoşçakal bebeyim. Bir başka gönderi de sevişmek üzere. Esenle kal.

*Blogumun ismidir.

Şebnem Kısaparmak Yine Program Yapmaya Başlamış, İyi mi?

Gün olur, alır başımı gideriiiim.

Merhaba Şükran. Uzun zaman oldu görüşemeyeli. Sistemin esiri, adeta bir yancısı, afedersin ama kölesi, hatta ve hatta aşkısı bile olmuş olabilirim. Bu uzun soluklu ayrı düşüşümüzün nedenidir. Affına sığınırım, iki gıdıklar, bir öperim barışırız. Bence şimdiden yumuşamaya başladın. Ah bana karşı her zaman yufka yürekli olmuşsundur.

Ve sen, benim canım ciğerim, geçen yıllardaki sigara zamlarında sigara sarmayı denemiş, kaçak sigaraya kendini alıştırmaya çalışmış tiryakim, uykusunun en güzel yeri pervasız bir dişi sivrisinek vızıltısı ile bölünmüş mağdurum, elinde pasosuyla değişik yaşam koşullarını her gün bıkmadan usanmadan test eden cengaver! Nabıon? Fena görmedim ha seni. İyisin, iyi maşallah.Okşa popo, üfle avuç. En temizi tabi.

Toparlanın, yamulmuyorsam Rusya'dan biri iki takipçi var. Hoşgeldin merasimi yapmamız lazım. Yoksa içim hiç rahat etmez. Sahi ne olacak benim bu Doğu Avrupa 'insan' larına karşı olan zaafım. (Sen beyaz tenli, mavi gözlü, sarı saçlı takipçi; eğer bu sıfatları şahsında barındırmıyorsan ve hemcinsimsen çok ayıb edersin. Şu güzel ortamı bozmaya değmez yani. Piyasayı parsellemeye hiç gerek yok. Yol yakınken, öpüşüp vedalaşalım.)

Oysa ki, şu blogu açtığımda ne de hevesliydim. Ki yazar çizerdim hani zaman zaman. Yok yok iş hayatı beni çok bozdu. Hem nesi varmış arkadaş tüm gün evde takılmanın. Neyse benim çok uykum geldi yahu. Ben döneceğim kısmetse yakın bir zamanda. Şey yapmayın yani ya, ayarlayacağız hep. Ramazanda tabi, olur öyle. Ama iyidir, nedir ne değildir kısmet kader artık. Neyse, sizleri çok fena öperim. Hatta kalın tosunlarım, bağlıyorum.

16 Haziran 2011 Perşembe

Bu Ülkenin %6.. Laaayn Bi Git

Şş, iyi yine lan bu seçimin ardından bu geyik dönmedi. Bu sefer şey moda idi daha çok; 'seçim hakkı bir şeyi değiştirecek olsaydı, o da verilmezdi.' Ve benzeri bir ton aforizma.

Vee bu ülkenin yüzde bilmem kaç onurlu vatandaşından biri olarak ortaya çıkan deliler. Sırtınıza gizlice bir buz kütlesi bırakmak istiyorum. Belki onun yaşattığı irkilme ve şaşkınlık ile kendinize gelebilirsiniz.

Seçim muhabbeti burada kalsın, ben sonra uzun uzun değinmeyi planlıyorum.

Olum çok güzel dizi lan. Hani 'Şen Yuva'dan sonra bir diziye bu kadar bağlanmam diyordum. Ama dememek lazımmış işte. Hangi diziden bahsediyorum? Cevap vermeli; 'Leyla ile Mecnun'. Laaaaaap. İsmail yeni idolümdür. Bir Kalender Şenyuva, iki İsmail. '-Pisi pisi mirnaaav. Laaaap' Kayıtlara geçsin.

Bu arada kariyerimde hızla ilerlemeye devam ediyorum. Bak sana Radyo'daki durumumu tasvir ediyorum; ayağımda parmak arası şıpıdık terlik, bir elimde sürekli tüten sigara, feysbok-msn ikilisi forza açık. Temizzz. Kameranın önünde ki koltukta da çok fena götü devirip yatıyorum. Beni ne zaman kovacaklar acaba?

Bu kadar. Teşekkür ederim.

7 Haziran 2011 Salı

Şş Hele Bak Kimi Tespitlerim Var

Sevgili fanlarım, iki gün yazmayınca merakta kalıp tırım tırım beni soran soruşturan tosunlarım, tekel'in satıldığını kabullenemeyip ben yerli malı takılıyorum mantığıyla 2001 içen vefakar ve cefakar kitlem, nerede bir çocuk görse  kendi de 5 yaşına inip '-ayvss ne şirin şey ya o' diye büzülen ama kariyer yapacağını zannederek 30'dan önce çocuk yapmam diyen über insanlar, ve sen Sigapurlum; nabıonuz, iyi misiniz? İyisiniz, iyisiniz maşallah. Adeta domuz gibisiniz afedersin.

Velhasıl benim elimde bir adet tespitim var. Şimdi hiç bir kâr amacı gütmeden, sıfır beklenti ile bunu sizinle paylaşacağım. Bak aforizma gibi olacak birazda. Geliyor;

'Hayatta 3 çeşit hatun vardır. Birincisi, yatılacak kadındır. Sabah olduğunda işiniz biter. İkincisi, sevgili olunacak kadındır. Muhtemelen âşık olacağınız kadın bu olacaktır. Üçüncüsü, evlenilecek kadındır. Bahsi geçen iki kadına denk geldikten sonra bu kadını elinizden kaçırırsanız da Allah belanızı vermesin.'

'Hayatta âşık olunan bir kadından daha güzel bir şey varsa, o da size âşık olan bir kadındır.'

Bak hızımı alamadım iki tane oldu. Neyse ikincisi promosyon olsun.

Şimdi bir aydınlanma, efenime söyliyim bir ufuk genişlemesi falan oldu mu? Olması lazım. Olmadıysa senin ilacın burada değil anam babam. Bir önceki durakta inecektin.

Öyle işte. Bu arada az önce Metallica açtım. Dedim nostalji olsun. Bildiğin nating el medırsım şu an. Sabah ilk işim anneme lisedeki siyah pantolonumu sormak olacak.

Dur şarkı da paylaşakta tam ossun.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Hesap Lütfen

Bugün bir farklılık yapıp ciddi olmak istiyorum. Yok yok harbiden ciddi konuşacağım. Zira kendim ile hesaplaşmam gerek. Bunu da bir şekilde dışa yansıtmam gerek. Şükran* yoluyla yapacağım vesselam.

Şükran; bildiğin üzere bir süredir duygu yavşaklığı yaşamaktayım. Ayıca farkındayım son aylarda tek gündemim aşk-meşk durumları oldu. Önceden ne güzel güncel falan da yazardım. Ama olmuyor. Önce benim şu duygu yavşaklığımı çözmem gerek. Velhasıl; bu yavşaklığın nereden, nasıl, niçün olduğunu da az çok biliyorsun. Özet geçmek gerekir ise, yaklaşık 4 ay önce uzun süreli bir ilişkimi bitirmiştim ve bu üzerimde yıkıcı etkiler bırakmıştır. Geçmiş gönderilerde de rezilliğim görülebilir. Ancak bunu atlattım. En azından son 1 aydır kesin kanaat getirebileceğim şekilde değişiklikler vuku buldu bende. Peki yavşaklık nerede başlıyor? Bunun içinde bir 20 gün kadar öncesine gitmek gerekir. Her şey benim her zaman en iyi dileklerle andığım eski sevgilimin fotoğrafını görmem ile başladı. Zira az da olsa her zaman irtibatımız olmuştur. Benim ve kendisinin de en yakın arkadaşlarından biri aracı olmuştu zaten tanışmamıza. Ondan ötürü bir irtibat. Fotoğrafı da bu arkadaşımın sayfasında gördüm. Görmem ile ben de bir şeylerin harekete geçmesi bir oldu. O günden sonra aklıma düştü. İşte burada bir duygu yavşaklığı var. Çünkü benim aklıma düşmesinin ve ona meyletmemin bir çok nedeni olabilir.

Nedir bu nedenler? Uzun bir ilişkiden çıkmışım. Üzerimde uzun vadeli ve yıkıcı etkiler bırakmış. Ve yediremediğim bazı eylemlerde bulunulmuş.

İhtimal 1; Ben o adı batasıca kadını unutmak için, eski sevgilime meyledir olabilirim.
İhtimal 2; Kıskandırmak amaçlı bu kıza meylediyor olabilirim.
İhtimal 3; 2,5 yıl öncesine göre kısmen geçirdiği fiziksel değişim beni etkilemiş olabilir ve bu yüzden meyledir olabilirim.
İhtimal 4; Tüm kötü ihtimallerden uzak, tamamen duygusal olarak tekrar denemek istiyor olabilirim. Zira bu kızcağızla geçirdiğimiz süre zarfında benim kafam pek yerinde değildi. Uzak mesafe ilişkisi idi.

Bu ve bunun benzeri bir çok ihtimal olabilir. Ben neden bu kadar ince ve detaylı düşünüyorum peki? Eğer bahsi geçen başka bir kadın olsaydı bu kadar düşünmezdim. İşi eyleme döker sonuca varırdım. Lâkin bu kadını ben çok ayrı tutarım. Hiç bir sevgilime bu kadar iyi temennide bulunmadım. Gerçekten şu ana kadar tanıdığım en sade, en temiz, en saf, en hanım kadındır. Hoş daha iyisi ile tanışacağımı da zannetmiyorum. Çizdiğim 'evlenilecek kadın' profilinin bedene dökülmüş halidir. Yahu harbiden çok iyi bir insandır ya. Kelimelerle anlatmam mümkün değil. Bildiğin ilahlaşmıştır gözümde. Heh işte mevzu bahis bu kadın olunca bu kadar ince ve dataylı düşünüyorum. Çünkü bir kere üzdüm ben bu insanı. Aynı şeyi ikinci kez yapabilecek olma ihtimali beni kahreder. Yahu ben hayatta kimsenin iyiliğini bu kadar istemedim arkadaş. İşte hal böyle olunca kendimi tutuyorum. Eylemlerden kaçınıyorum. Kendimi tutmamın tek sebebi onu düşünmemdir. Bana kalsa atlayacağım direk olaya ama işte bahsettiğim sebepler ve ihtimaller yüzünden kendimi tutuyorum. Hangi ihtimal doğrusu kestiremiyorum. Açıkçası ne bok yiyeceğimi bilemedim Şükran? Bildiğin çıkmazdayım. Saçma sapan yani. Nedir yahu bu? Bak dur bir şey daha anlatacağım konuyla alakalı. Bu arada Şükran seviyorum ben galiba ya. Olabilir bak yani. Horlama beni ağzına sıçtırtma. Neyse sana hakaret etmedim say.

(Araya Not: Şu an o ilahi kadınla konuşuyorum ve bildiğin aptal âşık modundayım. Devam edelim.)

Geçtiğimiz hafta benim bu kızla görüşme ve baş başa kalma fırsatım oldu yaklaşık 3 saat kadar. Toplamda baya birlikteydik ama 3 saatinde baş başaydık. Bir randevu ya da planlanmış bir şey değildi. Denk geldi diyelim. Bir de o denk gelişi anlatıp uzatmayalım iyice Şükranım. Çok güzeldi be Şükran o 3 saat. Geçmişten de konuştuk. Açık açık, ama kin gütmeden, saldırmadan. Gülerek, eğlenerek. Sonra bir ara benim başıma bir polen düştü. Hiç beklemediğim bir anda elini uzatıp onu aldı başımdan. Çok acayip oldu lan Şükran. Böyle resmen içimde fırtınalar koptu. Yüreğim fır fır etti. Sonra ben de bundan cesaret alarak onun saçlarında ki poleni aldım. Bu böyle 3-4 defa tekrarlandı. Her seferinde de garip bir heyecan. Sonra Şükran ben bir ara bildiğin kendimi sıktım, zor tuttum. O kadar yoğun bir sarılma isteği duydum ki kelimeler ile tarifi mümkün değil. Bir an istedim ki başını omzuma dayasın öyle konuşalım. Çok tuhaftı Şükran. O gece aylardan sonra belki de yıl ilk defa o kadar mutlu yattığımı hatırlıyorum. Yüzümde kocaman aptal bir gülümseme ile uykuya daldım. Sabah kalktığımda da o gülümseme silinmemişti zira suratımdan. Tüm gün o halde dolandım etrafta.

Şimdi söyle bana Şükran, ben ne bok yiyeceğim? Ama şunu da hesaba kat ki benim bu kızı bir kez daha üzme lüksüm yok Şükran. Hoş ondan tüm kendime engel olmalarım. Ne bok yiyeyim ki şimdi ben Şükran? Söylesene şükran benim bu kadına duyduğum, Felix'in Henriette'ye duyduğu ilahi aşkın bir çeşidi değil midir? Bu hikayedeki o adı batasıca kadın da Felix'i yoldan çıkaran ve sadece bedensel anlamda bağlı olduğu o menapoz dönemindeki İngiliz karısı değil midir?

Cevap ver bana Şükran, alırım seni de ayağımın altına.

*Blogumun ismidir. Kendisiyle sevişiriz. Bir nevi namusumdur
Bu Felix falanda 'Vadideki Zambak'ın karakterleri. Kültürlü olduğum belli olsun dedim. Adeta bir efsaneyim.
Bu arada İlkayımın gırtlak kanseri olduğuna dair söylentiler var, derbederim. Yakarım bu Dünya'yı.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Ayık Kafa İle Yazmanın İnanılmaz Sıkıcılığı

ile sözlerime başlar iken, tekrar zikretmek isterim ki ayık kafa ile yazmak insanı geriyor. Evet evet, bildiğin geriyor. Çamaşır ipliği gibi oldum mübarek. O değilde, ya o Mualla'yı sandala atıp, ruhumda hicranını söyletme hikâyesi? Geç bunları anam babam, geç.

Bu şarkıyı da geçen gün o disko kralı programında feyyaz idi sanırım, o çocuğun bölümlerine girişte duyunca anımsadım. Dedim lan neydi ya o neydi, en sonunda bizim radyonun da arşivinde varmış denk gelince dank etti kafam. O dank ile kendimi kaybedince bizim radyonun yayınları ile tamamen alakasız o şarkıyı çalıverdim. Hoş iyi de oldu ya. Arada değişiklik iyidir. Türkü, türkü nereye kadar? Lâkin sabahın 03:15'inde arayıp 'bu şarkılar ne böyle yea' gibi şikayetlerde bulunan dinleyici, seni hiç affetmeyeceğim. Vizyonsuz puşt. Bu arada şarkının sözlerinin Orhan Veli KANIK'ın 'Dedikodu' isimli şiirinden oluştuğunu biliyorum. Adam olun, çok bilmişlik taslamanın lüzumu var mı allasen? Yok.

Velhasılı ben bugün bir konu üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. (Bu arada ne zaman yoğunlaşmak desem aklıma yoğuşmalı kombi gelir. Bu da böyle gereksiz bir detay olarak tarihe geçsin.) O da şudur ki; 'Duygu Yavşaklığı'. Tabii ki kendi yaşantım üzerinden örnekleyerek bir yerlere varacağım. Filozof muyum ulan ben?

Aslında işin özeti ben yaklaşık 2,5 sene oldu sanırım, işte o kadar müddet önce ki eski sevgilime yazmaya niyetliyim. Bunu anlatmak için kılıf uydurmayı denedim de beceremedim. Muhtemelen ben de bu yazma isteğini tetikleyen o kadar süre zarfında geçirdiği fiziki değişim. Ya da benim yalnız kalma korkum. Yani ne bileyim psikoloji uzmanı değilim ki. Derdini anlatana 'zamanla geçer gardaş' diyen buzsuz, sade bir vatandaşım. Özetle deli yazasım var. Lâkin yolunu bir türlü bulupta denk getiremedim. Hoş buna biraz da vicdanım engel. Olaylar çok karışık Şükran. Aslında ben çözdüm de kafamda, buraya açık seçik yazmam için içtiğim bir zamana denk gelmesi lazım. Bugün aynen bu şekilde yüzeysel olarak kalsın.

Ve sen bu satırları okuyan yiğidim aslanım, memik oğlanım, karlı kayın ormanım, saat 4 yoksunum ve diğer tüm Zülfü şarkılarım, var mı bir sıkıntı? Olmamasını umut eder tüm pıtırcıklarım ile adet olduğu üzere öpücüğümü kondururum tosunum.

Son olarak şarkıdan bahsettik o kadar bari paylaşalım, bir amme hizmetini daha gerçekleştirelim.

20 Mayıs 2011 Cuma

İçince Hep Böyle Oluyor

Anam babam yani olmuyor böyle. Hoş değil. Şu ergen alışkanlığından bir türlü kurtulamadım. Ben ne vakit içsem kesin hüzne boğuluyorum. Çok mutlu olsam dahi iki kadeh içeyim kesin damar yapacak bir şeyler buluyorum. İyi bir şey değil yani. İyi bir şey olsa ben içerdim. Velhasıl dur ben biraz içimi dökeyim.

Merhaba bebeyim Şükran. Durumun umarım iyidir. Farkındayım sana hala tema mema ayarlayacak bir anadolu parsı bulamadık. Bir tane webmasterın aslında sözü vardı ama hiç bahsini açmıyor. Neyse bırakalım şimdi o sefili Şükran bebeyim. Şimdi ben sana daha önce söylemedim ama bildiğin çer çöpçüyümdür ben. Hatıra diye kim ne verdiyse saklarım. Ufak bir kağıt parçası, çakmak, bobin, trigel kayışı, dgs soru bankası falan filan. Yani böyle şeylere önem veriyorum nedense. Hatıradır deyip saklıyorum. Sonra böyle balkondan bozma, aynı zamanda bildiğin kuru dolma çuvallarının, turşu bidonlarının falanda bulunduğu balkondan çakma odamı bir temizliyim deyince ne çöp çıkıyor inanamazsın. Her yerden bir hatıra fışkırıyor. Ama işte bazen istenmeyen hatıralar da çıkabiliyor. Bugün de o tarz bir şey oldu bebeyim Şükran. Malüm abimi evlendiriyoruz. O eşyalarını falan topladı. Boş yerler açıldı. Ben de ona göre bir düzenleme çekeyim dedim. Oradan bir toparlanma, bir temizliğe vardı olay. Dediğim gibi her her yerden bir çöp, bir hatıra fışkıyor anasını satayım. Mesela bir kadından bahsediyordum. Şu yakın geçmişte ayrıldığımız, sonra anında başka birisini bulan falan fıstık. Normalde ben ona dair her şeyi attım, yaktım diye biliyordum. Arkadaş bitmemiş. Caaaart diye önüme bir fotoğraf düştü. Hem de özel saydığım yani. Öyle böyle değil. Haydaa dedik koyduk bir kenara. Ardından benim hiç haberim bile olmayan, üniversitede kullandığım bir not defterinden bir not. Hoppala yarim çarşıya malta eriği geldi. Olmadı yani Şükran. Nabayım, nabayım dedim. Dedim o vakit ben bir içeyim. Hazırda vodkam var zaten. Açtım içiyorum anam babam. Gittiği yere kadar artık. Notu yırtıp attım direk. Fotoğraf hala duruyor. Acık kafa gidinde aldım fotoğrafı koydum önüme. Şimdi önümde duruyor.Her kadehi fotoğrafa kaldırıp içiyorum. Haa bunu içiyorum diye yapıyorum. Sebebimiz olsun bebeyim Şükran. Son kadehte bin bir parçaya ayırıp çöpe atacağım o alçağın bulunduğu fotoğrafı. Dedim ya, ben içince kesin hüzne boğuluyorum. Çok acayip bebeyim Şükran. Şerefine....

Bir de ben bu aralar zannedersem ki eski sevgilime yazıyorum. (Bu blogu okuyan sevgili eski sevgilim, yeni reyizim, çokta sevdiğim anam babam alınmasın. Yanlış anlaşılmaya mahal vermiyelim. Zira hiç sevmem. İyi bir şey olsa ben içerim.) Velhasıl ben sanırım ona yazıyorum. Bu benim bayaa yıllanmış ve samimi bir dostumun arkadaşı aynı zamanda. Onun vasıtası ile olmuştu zaten o iş. Bunlar ikiside okulla Bodrum'a mı ne gitmişler. Tatil niyetine, miss. Ben bu eski dostuma mesaj attım. Zaten samimiyiz. Güzelce sohbet ettik mesaj vasıtası ilen. Onlar da az çok içmişler zaten. O vasıta ile eski hatuna da selam falan çakarsın derken bir irtibat. Neyse, yaklaşık yarım saat önce aradı beni bu eski dostum. Grup olarak toplaşmışlar, içmeye devam ediyorlar. Telefonu da ne diyorlar ona hoparlör galiba, ona mı ne almış işte. Herkes duyuyormuş sesimi. Velhasıl ben de dedim duysunlar, bu sesi millet duymak için can atıyor zaten. Şanslılar ki sesimi duydular. Ben bunu söyledikten sonra oradan bir pezevenk, belli yani erkek sesi bir şeyler dedi. Ne dediğini duyamadım ama ters bir şey söyledi. Ağzına sıçtığım pezevengi. Neyse arkadaş sonra kulağına aldırdık telefonu nihayet. Arkadaş gülmeler falan. Belli yani muhabbetimiz geçmiş. Kafalar da güzel zaten, laf ediyorsun hahaha kikiki. Vey be Şükran, şu kafa ile eğlencelerine meze olduk kimilerinin ya. Ne diyelim. Açıkçası azıcık agresifleşmedim değil hani. Neyse arkadaş, ben yanisi falan yok direk dolaylı yollardan yazıyorum bu eski hatuna. Zaten bu blogda da bahsetmiştim. Harbiden böyle bir insan yok. Ben bu kadar iyisini, hanımını, bu kadar sadakatlisini görmedim. Harbiden en iyilerine lâyık. Güzellik açısından kimi sıkıntıları var ama Şükran nabacaksın yani? Bende ki malda ortada zira. Ayrıca güzeline, gıpta ile bakılanına denk geldikte ne oldu? Söyle be şükran? Güzelinden gördüğümüzde belli, güzel olmayanından da? Ya hayatını güzeli ile birleştirir, bir ömür boyu kafan dolu dolaşırsın. Ya da orta hallisi ile ama en kral kişiliklisi ile bir araya gelir ömür boyu kafanı raad ettirirsin. Zira aşk dediğin olay da zaten çok karışık, çok felsefik bir şey zaten. Şimdi bana bu kafa ile bunları konuşturma boş yere laf kalabalığı yapmayım. Şöyle söyleyeyim; Âşık Veysel'e sormuşlar 'aşk nedir?' diye. o da 'kavuşamamaktır' demiş. Üstüne laf söylemem. Adam olalım, adabımızla içelim bebeyim Şükran.

O değilde şaka mala, iğrenç yaraktılarız be bebeyim Şükran.

Velhasıl, son olarak siz tosuncuklarım ile bir şarkı paylaşmak niyetindeydim. Lâkin şimdi gir bul falan uğraşamayacağım. Ben size adını vereyim siz bulun dinleyin. Olur mu benim canlarım. Bence çok güzel olur.
Ezgi'nin Günlüğü'nün 'Gemi' isimli bir eseri vardır. Heh bildin mi? O eseri Sabahat Akkiraz da yorumlamıştır. O eseri Sabahat Akkiraz yorumu ile dinleyin emi tosunların.

Ve böylelikle bir blog yazısının daha sonuna zıçtık. Sizleri öpüyor, saygıla yine öpüyorum. Ama saygıyla.

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Aslına Bakarsan Bebeyim

Merhaba Şükran*. Umarım sana 'bebeyim' diye hitap etmemin sakıncası yoktur. Zira bugün kendimi adeta bir yavşak gibi hissediyorum. Tabi iki gündür üst üste 15 saatlik vardiyalarla çalışmam, uykusuzluk, vücuda sürekli giren ama bir yolunu bulupta çıkamayan alkol gibi nedenler sebep oluyor. Amma da dizdim ha.

Velhasıl bebeyim Şükran, ben bu hafta hani her zaman büyüklerin söylediği bazı nasihatlardan birinin harbiden gerçek olduğunu öğrendim. Deri yakıyormuş bebeyim. Derler ya hani 'o koltuk deri, orada yatma, yakar' diye. Hah, işte bu tamamıyla doğru bir bilgi imiş bebeyim. Denedim ve tasdikliyorum.

Ve bugün değineceğim asıl nokta! Ben sanırım çok büyük bir yaraya melhem gibi bengay* gibi bir şey buldum.   Türkülerle yaklaşık 1 aylık mücadelemin ardından, yıllardır kimsenin bulamadığı şeyi ben şuncacık kısa bir zaman dilimi içinde buldum. İnanınız. Adeta bir hammurabiyim. Velhasıl, dikkat ederseniz türkülerde bir çok şey aynıdır. Sürekli tekrarlanır. Nedir onlar? Vurulan ya da yaralı keklikler, bir türlü yakalayanamayan ve yerlerinde duramayan turnalar(durnalar da diyen var, yok değil), ah o dağlar yok mu o dağla? bir türlü yol vermeyen yüce dağlarımız var bir de. Bunlar türkülerdeki sıkıntı ve acının ve neticeye ulaşamamanın temel 3 unsuru. Tabi bunlara yer yer, azgın sular, nehirler, kavuşulamayan ayaz yarlar vb. birçokları eklenebilir. Şimdi ben düşündüm. Türkülerdeki bu umutsuzluğu, bu acıyı nasıl durdurabiliriz artık diye. Yer yer kafamı toparlayıp düşünebiliyorum zira. Çözümüm şöyle ki; bugünden tezi yok keklikler için özel bir yasa, kural çıkartıyoruz. Her ne mevsim olursa olsun artık keklik avlanmayacak. O zalim avcılar artık yasa eliyle kekliklerden uzak duracak. En olmadı keklikleri koruma altına alacağız. Onlar için Doğal Yaşam Parkları kuracağız ve kan dökülmesini engelleyeceğiz. İkinci husus; aşılamayan yüce dağlar. Ona benim çözüm bulmama bile gerek kalmadı zira çözüm çoktan bulundu. Teknoloji hızla ilerliyor arkadaş. Adamlar 'Bolu Tüneli' ni yaptılar yahu. Dağ, taş, tepe dinlemiyorlar. Aşabiliyorlar. Hele ecnebi memleketlerinde aboow. Hatta bir çalışma vardı bilmem kaç yılında bitecekti. Adamlar Alp Dağlarının altından mı ne bilmem kaç km'lik tünel yapıyorlar. Yani nedir? Dağlar artık aşılmaz değil. Geriye kalıyor turnalar. Turnalar konusunda çalışmalarım hala sürmekte. Zira ipe sapa gelmez, laftan anlamaz hayvanlar. Yerlerinde duramıyor ipneler. Oradan oraya. Bir rahat durabilseler, yerleşik hayata geçebilseler tüm sorunlar kökten hallolmuş olacak. Ama inanıyorum o da zamanla olacaktır.

Nasıl? Mantıklı gelmedi? Tabi olabilir, ne diyelim.

Aslına bakarsan bir konu daha var bebeyim Şükran. Bunu da buraya iliştireyim. Aslında bu türkülerle ilgili ulvi çözümümün üstüne pek gitmeyecek ama olsun. Şimdi başka bir gönderi yazıp kirlilik yaratmıyayım. Bu bir eski sevgilim var diyordum ya. Hani fevkalade iyi andığım. Zira öyledir de. Her şeyden, herkesten daha iyisine layıktır. Her neyse, bebeyim Şükran saçını boyatmış. Ben bayağı etkilendim ne yalan söyliyeyim. Baya bir güzel olmuş yani. Ne olacak bebeyim Şükran benim bu sarışın zaafım?

Neyse canlarım, selametle. Kendinize mukayet olmayı unutmayasınız.


*Blogun ismidir.
*Bengay: Hafızam beni yanıltmıyorsa bir çeşit krem. Tabi ki de tedavi amaçlı bir krem. Ne pis adamlarsınız yahu.

Not: Türkülerle dalga falan geçtiğimi düşünen hayvanlar varsa rica ederim böyle yapmayın. Üzülürüm. Zira türkü sevdalısıyımdır.

30 Nisan 2011 Cumartesi

Bakmadan Geçmiyorsunuz

Sevgili dışarıda şarıl şarıl yağmur varken arabasını yıkayan kitlem, yeri gelince homo homo homojen olabilen, yeri geldi mi de aslanlar gibi heterojen bir yapıya bürünebilen cengaverler topluluğu, fanlarım, fanuslarım, yolunu şaşırıp kanyak şişesinde kendini bulan balık kırakerlerim, ay canlarım benim ya, tosunlarım, kaplumbağalarım; sizler ile fevkalade önemli bir şey paylaşacağım. Adeta kulak kesilin. Ya da ondan kesilmeyin saçma olur. Göz kesilin. Üçüncü gözünüzü açıp, dördüncü gözünüzü ampüle bağlayın. Velhasıl ciddi bir konu var.

hoopp bir link geliyor, girip de incelemeyen benim kafamı yaşasın: http://www.facebook.com/pages/PaPati/149147901811479?ref=ts


Şimdi girdiniz baktınız, yani bundan eminim. Aksi hayvanlığı yapacağınıza inanmak istemem. Bu link genç bir kızın umududur, emeğidir, göz nurudr, kendine hedef bellediğidir. Yukarıda ki adreste bu güzel dostumuzun yaptığı el emeği göz nuru şeylere göz atabilir ve isterseniz satın alabilirsiniz. Ola ki zenginseniz ve 3 den az alırsanız ipden bulurum sizi ve çıplak fotoğrafımı veririm. Bunun yaşatacağı şoku tahmin bile edemeyeceğinize adım gibi eminim.


Velhasıl dostlar, saçmalamam bir yana girip bakarsınız. Beğenirseniz fanı olursunuz, olay büyürse de borsada kağıdını alırsınız.


Tıklayamayanlar için tekrar hatırlatıyorum; http://www.facebook.com/pages/PaPati/149147901811479?ref=ts


Hepinizi öptüm canlar.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Bakma Bakma Okumana Değmez

Yine içiyorum, haliyle hüzünlendim yine. Kederliyim. Baştan tekrar söylüyorum okumadan geç. Vakit kaybı olmasın tosunum. İçimi döküp gideceğim ben de. Bu aralar muhattab alabildiğim 'şey' olan Şükran* ile dertleşeceğim biraz. Evet deli gibi bir şey oldum. Neden böyle oldum ben lan? Mına koysunlar mı bu Dünya'nın? Koysunlar anasını satayım.

Velhasıl, tribim yine aşka meşkedir. Kendime acı çektirmeyi seviyorum ben. Kabulümdür. Bu kadar duygusallık kadı kızında da olmaz. Lan uzun zaman olmuştu be böyle olmayı. Bildiğin bok bir durummuş. Gereği yok yani. Kafama sıçsınlar bu kadar uzun ilişki benim neyime? Sor ulan Şükran sor neyime bu kadar uzunu benim neyime? Sor Şükranım sor madem böyle olacaktın neden sen bırakıp gittin de? Sor bunları, vur yüzüme ki benim de iki satır bir şey yazmam için bahanem olsun.

Ne bilirdim ki be Şükranım, nereden bilirdim? Kişi kaybedince sanırım daha iyi anlıyor, ya da karşı taraf başka birini bulunca dahasından daha da iyi anlıyor. Ya da benimkisi daha çok egosal bir şey. Demek elimin altında falan gibi görüyordum, ben çağırınca nasıl olsa gelir zannediyordum. İnsan önce kendinde suç bulmalı Şükran. Önceleri bir hırsla karşı tarafa bok atıyordum da şimdi düşününce normal aslında bu. Ne bekliyordum ki mk? Ömür boyu beni mi bekleyecekti? Zamanın ne önemi var? Ha erken, ha geç? Hem sormaz mı bana Şükran, madem bu kadar düşkündünde neden ayrılıp gittin pezemenk diye? Ben olsam sorardım şimdi Şükran. Rica ederim eğri oturup tersten konuşmayalım.

Şükran be, kafa bunları söylüyor ama yüreğim kafama da bir siktir çekiyor. De get diyor. Bu kadar kolay olabilir mi diyor? Diyor vallahi Şükran şimdi yalana gerek yok. Sevmem yalanı bilirsin. Sen yıldan fazla zamanını geçirdiğin, aynı yastığa baş koyduğun, sevdiğin, öpüp, okşadığın, hayaller kurduğun adamı ayrılığın ayı çıkmadan unut git başka bir adamın kollarına atıl. Gel de bunu bana açıkla Şükran. Bana bu kafayı açıkla. Açıkla, beni aydınlattı ki bu kadar kolaysa ben de acı çekmekten kurtulayım. Hadi bunları da geç Şükran. Tüm bu anlattıklarımı yavaş yavaş kabullenmeye başlamıştım zaten. Zira bizim köyde bunun bir diğer adı mayki maykidir. Başka çaresi yok. Sen git başka adamın kollarına bırak kendini, tamam eyv., ama o adamla iken neden benim kendi ellerimle seni çektiğim fotoğrafı sayfana koyarsın da gözüme gözüme sokarsın? Neden yapar bunu Şükran bir insan? Bilmez mi ki ben zaten acı çekiyorum, şunun belasını iyice mikiyim diye mi düşünüyor acaba? Ne gereği var mk. Hadi o karı bunu yaptı o yanında adam diye gezdirdiği haysiyetsiz pezevenk nasıl ses çıkarmıyor. Ya arkadaş ya...Yapmayın lan bana artık böyle. Valla kaldırmıyor artık bünyem. Yeter da. Sıçacağım böyle aşkın ceremesine. Ayıptır lan hatta bana da günahtır.

Bu ayrılıktan sonra katkılarını eksik etmeyen Tuborg, Tekel ve Jack Daniel's ailelerine teşekkür ediyorum bu arada. Eyv.

Şükran*:Blogumun ismidir.

19 Nisan 2011 Salı

Ohh Ohh Hobaaa


Ay dur vallahi tutamiciim kendimi. Ben bir oynayıp geliyorum.

Amaaan sabahlar olmaya... Çakkıdu çak çak.

Ağzına yüreğine sağlık Suzanım. Sabahıma neşe, gönlüme keyif serpiştirdin. Amanda hop hop.

Evet benim kim salatalığım var dese tuzla koşan kitlem, evet benim çim adam yetiştiren canlarım, evet benim
mekintoşlarım, ve Sen, beni Singapur diyarından takip eden manyak, la anam babam orası haritada nerede kalıyor onu bile bilmiyorum biliyor musun? Ama sen gel beni takip et. Vallahi takdir ettim. Eğer dişi isen seni öpücüklere boğuyorum. Yok eğer hem cinsimsen el sıkışmakla yetinelim.

Ve evet canlarım, yine bir blog gönderisinin içine sıçtık iyi mi? Dur dayanamiciim size yine hop bidi bir şarkı ile veda edeceğim.


Adeta bir Rumeli Düğünündeymişsiniz havası var. Hobaaa

13 Nisan 2011 Çarşamba

Nasıl Anlatsam Bilemedim

Ne bileyim tosunlarım. Çok acayibim. Acayibi de gerçek anlamında kullanıyorum. Tuhafım yani. Dur ya ben bu gönderiye bir resim bulayım. Hep düz düz yazıyorum. Bir kere de diğerleri gibi fotoğraflı olsun. Hemen google'a 'tuhaf' yazacağım ve çıkan ilk resmi koyacağım. Söz.


Şansıma sıçsınlar. Çıkan fotoğrafa bak Allah aşkına. Yalnız siyahi dayımın yüzündeki şaşkınlık ifadesi gözlerden kaçmıyor. O ne besili kurbağaymış öyle mk. Yemiş yemiş sıçmamış afedersin müdürüm.

Ve evet canlarım, bugün bir blog yazısının içine nasıl sıçılır bir kez daha görmüş olduk. Ayrıca ne çok 'sıçmak' fiili geçti yahu yazıda. Tuvaletim de yok halbu ki.

Nabıon? İyi misin bari?

11 Nisan 2011 Pazartesi

Gencolar Koşun Yine Damar Yaptım

Sevmem zaman alır. Bağlanmam da öyle. Terk ediş ve edilişlerim kısa sürer. Acısını, gündelik yaşantımdaki ufak bir detay bile alevlendirmeye yeter. Bu da hemen hemen her anıma denk gelir. Her adım atışımda gördüğüm yol, başımı camına dayadığım minibüs, büyük harfle yazılmış her 'N' harfi. Bunlar da hemen hemen günümün her dakikasına denk gelir.

Bir de unutması var tabi. O olmaz işte bende. Hayatıma giren-çıkan herkesin seceresi aklımdadır. Atamam. İsterim ama beceremem.

Bu gece zor tutuyorum kendimi. Sarf ettiğim büyük büyük lafları anlamsız kılmamak için, küçültmemek için, duygularımı içimde tutabilmek için.

O bilmez, muhtemel bilmeyecekte ama bugün çaldığım tüm şarkılar onadır. En acı verenlerini seçtim teker teker.

Ahh Şükran ahh. En kötüsü ne biliyor musun? Ondan bir haber alamamak. Ne yapıyor, mutlu mu acaba, ya da o da benim gibi her gece hüzne mi boğuluyor? Yoksa şimdiden gönlü başkalarına mı kaydı? Ondan mı bir ses seda çıkmaması? En kötüsü bu Şükran, bu. Bir haber alabilseydim. Ah bir haberi gelseydi. Gelmedi Şükran, gelmiyor. Çıkıp şimdi camdan 'i lav yu castin bibeeer' diye bağıracağım şimdi. Bir şekilde atmam lazım içindekileri. 

Neyse Şükranım. Liste iyice daraldı. Biraz şarkı, türkü atalım. İnsanlar müziksiz kalmasın. 

Ooo ben bir not koyam şöyle: Yarın bunu okuduğumda pişman olacağımı biliyorum Şükran. Ne bu böyle Allah aşkına? Böyle aşk, meşk tripleri falan. Yakışıyor mu benim gibi bir adama. Yazıklar olsun sana da. Ne bileyim enter tuşunun işlevini etkisiz kıl falan. Yok sende de tık yok. Olan oldu artık. Neyse fena da olmadı. Döktük ya içimizi Şükrancığım. Trip yapma gece gece. Ben yarın alırım gönlünü. Haydi öptüm.

9 Nisan 2011 Cumartesi

Gencolar Bu Da Çok Fenaymış


Seninle doluyken baktığım dünler, yıkar mı sandın beni bu yalancı ayrılık?

Anam babam naptın sen ya? Allah aşkına ben damar olduğum için mi bu beni paramparça eden şarkıları yeni yeni keşfediyorum, yoksa biri bana komplo mu düzenliyor? Abicim yapmayın böyle rica edeceğim. İntihara mı teşvik etmeye çalışıyorsunuz nabıorsunuz anlamıyorum ki. Nedir abi bu ya? Böyle şarkı mı olur ya? O nasıl sözlerdir Allah aşkına? İnsana şeyini yurdunu şaşırttırıyor affedersin.

Bak Survayvır var televizyonda şu an. Gülemiyorum inanır mısın? Durumum çok feci anam babam. Ben size nasıl anlatayım. Aha. Allahıma Nihat ağlıyor şu an. Dur dur.

Hea ülkemi özledim diyor yine. Önemli bir şey değilmiş.

Velhasıl, yarın da bu denli damar bir parça denk gelirse bana bu işin içinde bir iş olduğuna kanaat getireceğim. Yapmayın olum böyle şeyler. Kaldırmıyor artık bünyem. Bana Serdar Ortaç falan empoze etmeye çalışın. Mutluluğu yakalamam lazım. Hadi öptüm canlar.

6 Nisan 2011 Çarşamba

Bu Satırlar Sanadır Sevgili

Bu satırlar sanadır sevgili…

Senin için yazdığım son şeyler belki de
Düşünmeyi bırakmayacağım, bırakamayacağım elbette
Ama bir gün başka biri gelecek biliyorum
Düşünmeyeceğim artık
Ve unutacağım

Bu satırlar sanadır sevgili…

Bir daha dinlemeyeceğim o şarkıyı
Hani bana hep seni hatırlatıyor dediğimi
Ama ağzım durmayacak biliyorum
Seni düşünmek güzel şey diye mırıldanacak durmadan

Bu satırlar sanadır sevgili…

Açmayacağım bir daha
Bana verdiğin o kırmızı kutuyu
İçine serpiştirdiğin kuru gül yapraklarının kokusunu
Çekmiyeceğim içime
Tütünü tercih edeceğim yerine

Bu satırlar sanadır sevgili…

Vazgeçeceğim alışkanlıklarımdan
Seni hatırlatan yerlere gitmeyeceğim mesela
Sırf seni hatırlattığı için
sipesyalim dediğin o şeyi yemeyeceğim bir daha
‘O’ da güzel yapardı dememek için

Bu satırlar sanadır sevgili…

Bana kalemi bıraktıran sendin
Biliyordum
Yine senin yüzünden kelimelere sarılacağımı
Ama söylemeyeceğim istediklerini
Herkes, her şey bilecek
Ama
Sen bilmeyeceksin

Bu satırlar sanadır sevgili…

Merak etme tutacağım sözümü
Ya sen beyazlar içindeyken
Ya da benden ayrı düştüğünde demiştim
Unutmadım
Ayrısın artık benden
Ve ben sözümü tutacağım
Senin için yazılmış
Sana ait olan o son dörtlüğü vereceğim sana.

Bu satırlar sanadır sevgili

Yalan söylemeyeceğim
İsterdim kollarımın arasında uyuyor ol şimdi
Saçların yüzümü huylandırsın
Tenin tenime değsin
Nefesin içimi titretsin
Gözlerin yavaşça açılsın
Yüzünde tebessüm oluşsun
Dudakların tenimi ıslatsın

Bu sana son sözlerimdir sevgili

Bendesin
Senden isteğim
Gel
Çıkar al kendini
Ve yine git
Benim söylememi beklemeden

Not: Şiir ya da ona benzettiğim bu şeye ufak dokunuşları ile katkı sağlayan 'stuven' e teşekkür ediyoruz. Bir ikincisi evet bu aralar fevkalade damarım. 

4 Nisan 2011 Pazartesi

Bugün Ciddiyim

Yine o lanet şarkı kulaklarımda. Zannedersem bir alttaki gönderi de bahsetmiştim. Geçsin istiyorum artık etkisi. Onun da, bu şarkının da. Ben de neden diğerleri gibi Serdar Ortaç ve benzeri denyoları dinleyip mutlu olamıyorum? Hop bidi, cup bidi yapamıyorum?

Gece çok kötü geçti Şükran. Yataktan kalkana değin rüya ile ayıklık arasında gidip geldim. Çeşitli rüyalar gördüm. Bilinçaltımda hep aynı şeyler var. Ben gidip görüşsem ya şu ailecek konuşmadığımız aileyle. Yoksa sürekli kabuslarıma konu oluyorlar.

Ah Şükran ah. İçime oturdu biliyor musun? Bir anda. Hani görürüz ya adamlar kahkahalarla gülerken kulaklarına bir şeyler fısıldanır anında surat ifadeleri değişir. Dumura uğrarlar. Ahanda öyle oldu. Ama böylesi daha iyi oldu be Şükranım. Can çekiştirmeye ne gerek var? Yapamadığımı yaptı. Ben vazgeçtim, o son noktayı koydu. Ama elde değil Şükran. İçim bir cız etmedi değil. Bir anda soluğum kesildi, yutkunamadım, kulaklarımı ateş bastı. Allah belasını vermesin Şükran bu nasıl iş?

Bir yandan da iğrenmiştim o gün biliyor musun Şükran? Ben o kadar zaman nasıl bir insanı çekmişim, katlanmışım, dayanmışım dedim. Ben onun adına utandım her ne kadar onun umurunda olmasa bile. Anlamak zor. Ya da benim anlayışım zayıf. Bilemedim be Şükran. Şu an bir bildiğim varsa o da içimin hala cız ettiğidir. Ama iyi oldu iyi, boş ver. Sen de takma fazla kafaya.

Böyle olmasaydı ya güzelim. Sıksaydık ya biraz daha dişimizi. Biraz daha çaba gösterseydik ya? Sen de haklısın be güzelim, sen de haklısın. Olmayacak duaya amin demezsin bilirim. Deme be güzelim, deme. Hoşçakal o vakit. Ama dilerdim ki eskisi gibi olma. Anılarımı kirletme. Olmasaydın be hemen eskisi gibi. Geçmiş günleri olduğu gibi hatırlamama fırsat verseydin ya biraz. Neyse be güzelim. Canın sağ olsun. Hoşçakal yeniden...

Sana da hoşçakal Şükranım. Merak etme be. Senin ile yine görüşeceğiz. Gece çalarım bakarsın kapını. Hadi bakalım. İyi akşamların olsun.

30 Mart 2011 Çarşamba

İncedeeen


Yahu şu paylaştığım şarkıyı dinleyip, ardından hayatlarına mutlu mesut, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam eden insanlar var. Olum ne dümbük adamlarsınız siz. İnsanda biraz da olsa ergenlikten kalma isyankar tripler olur. Acık melankolik bir ruhu olur adamın. Nasıl yani, nasıl? Allah aşkına bana da söyleyin formülünü. Şarkıyı ilk defa geçen hafta dinledim. O gün bugündür hayatım karardı anasını satayım. Toparlayamıyorum kendimi. Ne zaman böyle mutluluğa yaklaşır gibi olsam, kafamdan 'düşümde bile günahkârsın, bunu kim hayra yorar?' bölümü geçiyor. Yine soğuyorum her şeyden.

Bak bir de ileri teknoloji ürünü dümbükler var. Onlara büyük küfür. Adama şarkıyı dinletiyorum. Beş dakika sonra bir bakıyorum Demet Akalın şarkısı paylaşmış. Anam babam siz o dakikadan itibaren ne yapsanız iflah olmazsınız. Hoş öküzlüğünüzün farkında olmadığınız için sorun olmamıştır.

Konudan alakasız: Bugün yaklaşık 5 saat Türkiye'nin mega starının provasını izlemek ve dinlemek zorunda kaldım. Gerçi neden zorunda kalayım? Sanki adam zorla izlettiriyor. Ve koltukta boş boş otururken aklımdan şu geçti (bu bir itiraf bile olabilir); 'lan bunlar beni işe almasada en azından Tarkan'ı gördük be!' Evet aklımdan bu geçti yalan yok. Ünlü olmayan birinin, ünlü olan birine karşı segilediği tipik tutumlar bende de var sanırım. Yarın öbür gün Seda Sayan'ı görürsem 'Ablaaaam' diye boynuna atıklamaktan korkuyorum.

Ahh Yıldızım sen olacaktın ki o sahnede... Vay anam babam vay... Tüm geleceğimi ve kariyerimi bir çırpıda kenara bırakıp yanına atlayabilirdim gibime geliyor. Elimde değil. Seviyorum ulan!

29 Mart 2011 Salı

Sana İsim Buldum Anam Babam

Evet, karar verdim ben de artık kendi blogumla konuşacağım. Kendisini bir numaralı masa arkadaşım ilan ediyorum hatta. Ama böyle blog falan olmuyor güzel bir isim lazım kendisine. Artık bu blogun resmi adı Şükran'dır. Bu arada yeni nesil götler bu ismi çok demode buluyorlar. Kız ismi önerilerinde 'Şükran' ismini önerdiğimde böyle yüzlerini falan buruşturuyorlar. İki gün boyunca dönen salıncakta mahsur kalın. Bol bol düşünün o ara. Şükran lan! Deli misiniz? Müthiş isim. Lan olum bak sen daha kötü isim duymamışsın hem. 'Perişan'. Allah canımı alsın var böyle bir isim ya. Bizzat uzaktan akrabamızdır hem kendisi.

Neyse Şükrancığım. Seni de bu lakırdılara maruz bıraktım. Kusuruma bakma. Nasılsın? İyi misin bari? Biliyorum görüntüne pek vakit ayıramıyorum. Kızgınsın biraz bana. Ama takma kafana. Arada olur öyle. Şey edeceğim ben onu. Ayarlayacağız yani. Sıkıntı yapma.

Bak sana ne diyeceğim; geçen gün 'araşırız' diyen adamdan bahsetmiştim ya. Hah, onunla görüştüm bugün. Adam resmen deli anam babam. Konuşma bitene kadar iki posta ter döktüm. Neyse oldu gibi o iş ya. Bilemedim ki ben de. Saçma sapan bir olay oldu orada yani. Kesinleşince ben şey yapacağım sana.

Merak etme Şükran. Hayallerimden vazgeçmedim. Onlar benden vazgeçse de ben onların peşini bırakmayacağım. Sadece biraz erteledim. Bir gün o düşünü kurduğum günler de gelecek... Ama artık seçeneğim kalmamıştı Şükranım. Sen de biliyorsun. Yapacak bir şey yok.

Adam da arayıp haber vereceğim demişti ama bak saat kaç oldu? Peeh. Yalan ettiler bizi Şükran, yalan.

Neyse Şükrancığım, umarım ismini beğenmişsindir. Benimle kal, kendine de mukayet ol. Geleni gideni güzel ağırlar, uğurla. Öptüm canım ciğerim. Hoşçakal.

Hoop sonradan ekliyorum: Şükran bak şarkı koyacaktım senin için alta unutmuşum. Neyse Allah'tan çok geçmeden fark ettim.

27 Mart 2011 Pazar

Açılın Boşaltıyorum!

Beyin hücreleriniz hasar görmesin sonra. Çünkü kendimi rahatlatmak için biraz sövmeyi planlıyorum. Çoluğu çocuğu çek oradan ablacım. Zaten senin ne işin var bu saatte burada ya? Çek git lütfen sıcak yatağına.

Yani utanmasam sinirden kendimi şey edeceğim. Rahat rahat sövemiyorum bile biliyor musun ekrana bakan sen? Neden geçmiyor lan bu hastalık? İlaç, milaç onca şey ettik yıllar yılı.

Neyse ben en iyisi yine kısa kısa derken uzun uzun yedirmek amacıyla sağa sola söveyim biraz. Yoksa olmayacak.

-Bana bakın blog yazan adem insanları. Her gönderiye bir fotoğraf yerleştireceğim diye neden kasıyorsunuz olum? Manyak mısınız siz? Millet okumak için var burada, fotoğraf istesek google yöneliriz. Ne bileyim devian art a falan gireriz. Sen yazını yaz ya. Bir rahat ol Allah aşkına. Silkelen kendine gel.

-Geçtiğimiz hafta içi bir iş için telefonda görüştüğümüz adam. Telefonu kapatırken sana diyorum ki 'peki ne zaman arayayım sizi?'. Sen kalkıp bana 'şu gün araşırız' diyorsun. Olum bu ne lan? Kankin miyim ben senin? 'Taam araşırız panpaa' Defol git. Adam akıllı randevu var bana. Ben şimdi seni arayınca ne diyeceğim? 'Sıkamuko bey Pazartesi araşırız demiştiniz, saatin uygun olduğunu düşündüm. Haydi başlayalım!'

-Çok sevgili, muhterem İnternet Sağlayıcım. Sizlere patates baskısı ile, el emeğim, göz nurumun olduğu bir başarı sertifikası hazırladım. Böyle yıldızlı falan. Kusura bakmayın geç haber verebildim. Zira haftaladır ilk kez bloguma erişebiliyorum. Çok öptüm. Kib. ßß

Yok böyle de olmuyor. Bana ulaşın. Hatta bulabiliyorsanız telefonumu falan bulun arayın direk. Muhtemelen 2 ye kadar falan uyumam. Ben '-Alo' deyince direk saydırmaya başlayın küfürleri. Zaten o an ben de direk başlayacağım düz gitmeye. Böyle bir fikir alış verişi yapalım rahatlayalım. Hatta baktık çok iyi bir ikili olduk. Buluşuruz kaldırım taşlarını söker birbirimize fırlatırız. Bak o daha rahatlatıcı olur.

Bak aklımda durduk yerde şu bir zamanlar Reha Muhtar ile birlikte olan Gülşen geldi. Allah onu da kahretmesin.

Sazlıklardan havalanaaan... Bir ördek gibi...

Şu an telefonu kapatınca kulaklarda çınlayan dıt dıt dıt dıııııt sesini sizlere dinletip ne efekt yapmak isterdim var yaa.

Var yaaa. Adını dağlara yazarııım....

Alişan askerde mi lan?

20 Mart 2011 Pazar

Benim Başım Kel Değil! En Çok Bana Soracaksınız!

Madem herkes yapıyor ben de yapacağım. Allah canımı alsın içimde kalır yoksa. Böyle 'kısa kısa' diyeceğim sonra altında '-' çekeceğim sıra sıra, ardından '-' ların karşısına da böyle nasıl diyeyim ne olup, ne olmadığını, neler yaptığımı yazacağım. 'Herkes Beko diyor ama ben Arçelik'i tercih ediyorum, işin aslı ikisinin aynı şey olduğunu da biliyorum hihihi' gibi. Bana saksı muamelesi yapamazsınız! Bu ülkeye krem şokolayı ilk ben getirdim.

Ve başlıyorum.

-Yolda tek ve mecburi dönüş yeri dahi olsa sinyal veren manyak benim. Sanırım sinyalin lak luk sesi ile aramda duygusal bir bağ oluşturdum. Henüz ona açılamadım ama o da bazı şeylerin farkında gibi. Öyle ki; ara sıra ben dokunmadan kendi kendini oynatıyor. Sanırım o da bu ilişkiye sıcak bakıyor.

-Şu hayatta başıma ne geldiyse sindirim sistemim ile popomun yaptığı gizli anlaşma yüzündendir. Nerede nasıl hareket etmeleri gerektiğini bir türlü kavrayamadılar. Ahlak kurallarından yoksun, isyankar ipneler. Saat sabahın beşinde dışarıdaysam bilmeniz gerekir ki tüm umumi tuvaletler kapalıdır. Neden beni zorluyorsunuz?

-Sevgili no frost buzdolabımız, rica edeceğim kendini salarken bana bir işaret yolla. Her seferinde tırsıyorum. Tamam eski buzdolapları gibi tarturtor diye yüksek sesle salmıyorsun kendini ama öyle bir ses çıkarıyorsun ki, o çıkan sesi kaydetsem en kral korku filminde en kral efekt olur. O nasıl egzantirik, gizemli bir fıs sesidir ya? Kim programladı olum seni?

-'Dümbük' kelimesinin eski popüleritesini kaybetmesine çok üzülüyorum. Benim için büyük bir dram. Türkçe'nin böyle bir argo kelimeden yoksunluğunu adeta her an her yaptığımda hissediyorum. Bu bizim suçumuz. Sorumlusu biziz. Onu 'salak', 'aptal' gibi gereksiz ve basit ve tiksinç kelimeler ile aldattık. Lütfen artık daha dikkatli olalım. 'Dümbük' kelimesine gereken değeri verelim. Bol bol kullanalım, kullanmayan yavşakları uyaralım.

-Don ve atletlerimi almak için artık annemlerin odasına girme gerekliliğimin bitişinin neredeyse yıl dönümüne yaklaşıyoruz. Öyle demeyin. Bu benim kişisel tarihim açısından çok önemli bir olay. Tarih bunları yazacak. Yazmazsa da ben buraya yazıyorum. Hatta sen de buraları okuyarak tarihe tanıklık ettin.

-Hala bana tema ve teknik konularda yardım edecek bir cengaver çıkmadı tosunlarım. Blog Dünya'sının dışlanmış çocuğu muyum ulan ben? Benim koyunum ayrı bir güzellikte bakmıyor mu?

-Hani bir adam vardı, pepsiye 'ben de içtim ama Aysun Kayacı beni öpmedi' diye dava açmıştı. Şu an o kardeşimizi anlayabiliyorum. Neden diye sormayın. Mağdurumda mağdurum.

-Ben bu işi sevdim canlar. Kısa kısa derken uzun uzun yediriyorsun.

17 Mart 2011 Perşembe

Özledim Usta!

Böyle olacağını tahmin etmiyordum be arkadaşım. Acısı üzerinden haftalar geçince belirmeye başladı. Bu sefer kolay atlatabileceğimi sanıyordum oysa ki. Belirtilerde öyle idi zira. Ne acı, ne özleme, ne de başka melankolik duygular. Bir tek elim sürekli telefona gidiyordu. O da olurdu o kadar. Ama işler değişti be arkadaşım. Özledim. Kokusunu, gülüşünü, beni daraltmasını, akıl sır ermeyen triplerini, bana sarılmasını, seni seviyorum de diye ısrar etmesini, yüzünü görmeyi, tenine dokunmayı... Özledim be ustacım. Ayrılma kararı almama sebebiyet veren tüm davranışlarını unuttum sanki. 

Yıllardır bir kadın için bu hallere düşmemiştim be arkadaşım. Unutmuşum gitmiş. Bu kadar içler acısı bir durum muydu ki bu?

11 Mart 2011 Cuma

Bana Da Tema Mema Bir Şeyler Yapın La

Gözüm gibi sakındığım(at yalanı, bla bla) nadide blogumu şu an ki
dikko baş görünümünden kurtaracak, 
sevgi dolu, 
içinde pıtırcıklar patlayan, 
güncel olarak başta Haydar Dümen olmak üzere köşe yazarlarını takip eden, 
tercihen Tatarca, Özbekçe, Azerice, Fince bilen ama İngilizce bilmeyen, 
'üniversitede kızlar veriyor abi yea' mottosunu savunacak kadar özgüveni delicesine adete çıldırmışcasına yüksek olan,
gece taksiye çıkma deneyimine sahip, 
'gerekirse panter emel'i dize getiririm' diyebilecek kadar ikna kabiliyetine güvenen, 
feysbokta en az sayıyla 300 yazı ile üç yüz arkadaşı olan ve bunların en fazla 20 si ile muhabbeti olan, 
e sınıfı ehliyeti olan ve aktif olarak motosiklet kullanan, 
tüm bu özelliklere sahibim ve 'nasıl olsa işim gücüm yok yea' diyen babayiğitler, cengaverler, tosunlar, tospalar,  'ayy çok tatlı yaa' lar, 'yoo yoo gerek yok, ben yardım olsun diye yaptım' diyebilecek anadolu parsları aranmaktadır. Hepinizi en içten gelen garip gurultularımla öpüyor, saygılarımı sunuyorum. 

10 Mart 2011 Perşembe

Gaz Sıkışmasıyla Karışık Duygu Salınımı

Öncelikle şunu belirteyim ki gazın sebebi iki gündür üst üste yediğim kuru fasulyedir. Her bişeyin bedeli olurda onun olma mı? O da şu an fazla detaylandırarak sizleri iğrendirmek, üzmek istemediğim bazı yollar ile acı çektiriyor bana.

Google'a blog aracılığı ile şunu söylemek istiyorum; Bakın canlarım 'Kazanç Sağla'mak istemiyorum. Çok zenginim ben. Fakir mi sandınız beni pis herifler. Yakındır o tirenli, mekikli ve türlü türlü şekillerdeki ofislerinizden ben de yaptıracağım kendime. Şimdi, kaybolun. Üzmeyelim birbirimizi.

Sevgili Ahmet Hamdi Tanpınar Amca; keşke biraz daha anlayabileceğim bir dille yazsaymışsınız kitaplarınızı. Ben de Osmanlı Türkçe'sini az çok anlar zannederdim kendimi. Meğerse bir bok bilmiyormuşum affedersin. Henüz bir Divanu Lûgati't Türk'de edinemediğim için kitabınızı bitirmek fevkalade zor oldu. Tabi kitapların çıktığı devirde yadırganmamıştır o yazın dili. Ben en iyisi yayınevleri ile iletişime geçeyim. Kusuruma bakmayın sizi de rahatsız ettim. Üzerinize nurlar yağsın. Cennetmekân.

Yavşak kendim; bence senden çok büyük bir adam olabilir. İnan o ışığı görüyorum. Ama bu götle işi zora sokuyorsun. Seni uyarıyor ve esenlikler diliyorum.

Yavrum Cemil; umarım hayvanlar cennetinde iyi vakit geçiriyorsundur. Geçtiğimiz günlerde yanına evdekilerin can-ı gönülden bağlı oldukları 'Maviş' i gönderdik. Umarım verdiğim tariflere uyarak seni bulabilmiştir. Ona da iyi bak. Daha yeni oralarda. Dengesizce heveslere kapılarak oradan oraya uçuşmasın. Önce bir sakin olsun. Sen de kendine dikkat et. En kısa zamanda seni attığımız çöp konteynırından nereye gittiğini bulup, naaşını toprak altına gömeceğim. Merak etme. Seni öpmüyorum. Kusura bakma ama tiksinç bir hayvansın. Sana el sallıyorum, mavişe de ıslık çalarak bir seromoni sunuyorum.

Yaklaşık bir hafta önce ayrıldığım bir buçuk yıllık sevgilim; feysbokta yaptığın hareketler vb. şeyleri hiç bir zaman tasvip etmediğimi biliyorsun. Zaten feysboku kullandığımız için hepimizi denyo olarak nitelendirdiğimi de biliyorsun. Yani demek istiyorum ki böyle yaparak beni çatlatma ya da uyuz etme falan gibi hedeflerin varsa çok yanlış yoldasın. Tam aksi aldığım kararın doğruluğuna daha da inanmaya başladım. Bir insan bir buçuk yıllık ilişkisini bitirip, 2 saat sonra Küçük İskender'den aforizma koyar mı iletisine yahu? Bu ne dingin bir hayattır. Neyse öpüyorum seni. Özlemedim de değil hani. Ama yapacak bir şey yok. Dediğim gibi bundan gayrı ne üzmek ne de üzülmek istiyorum. Selametle.

Son olarak 'SEN', bu satırları okuyan adem insanı, çok pis çişim geldiği için sana uzuunca şeyler yazamayacağım. Ne kadar da boş bir insanım değil mi? Ne oldu hoşuna mı gitti tosbaam? Babayn çanağına.

8 Mart 2011 Salı

Ben Bir Şeyler Yazmak İstiyorum

Başım ağrıyor. Ağzımda tüm gün durmadan içtiğim sigaraların tadı. Boğazım da yanıyor sanki. Saçlarım iyice uzadı. Rahatsızlık veriyor artık. Sahi ben ne zaman vazgeçeceğim bu saç uzatma sevdasından? Yıllardır aynı terane. 8 ay uzat sonra bir yaz günü verdiği rahatsızlıklara dayanama ve saçı üç numaraya vur.

Tam hattı buldum diyorum ki kapıdan biri içeri giriyor. Dolanıyor. Sigara içiyor. Konuşuyor. Kalabalık bir ailede yaşıyorum. Artık alışmak gerek. Yüksek ses, hayır hayır orta dereceli bir seste müzik dinlemek nasıl bir duygu hatırlamıyorum artık. Gerçi oldum olası bangır bangır müzik dinlemeyi sevemedim ama arada iyi olurdu.

Şimdi sizlere 2 gündür içinde bulunduğum ortamı ve durumu tasfir edeceğim dostlarım.

O gün Pazar. Dükkana gitmem gerek ağabeyimin yerine. Uyanıyorum. Tuvalet sıkıntım yüzünden kahvaltı yapmadan çıkıyorum evden. Dükkandayım. Beni her daim huzursuz etmiş o işin içindeyim. Para alıyorum, para veriyorum. Saatler geçiyor. Sıkıntılıyım. Daralıyorum. Saat geliyor düşüyorum evimin yoluna. Yürüyorum, metrobüse biniyorum ve ardından yine yürüyorum. Eve vardığımda bir sürpriz bekliyor beni. Yatılı misafirlerimiz var. Sıkıntılıyım. Evimiz dar. Misafir olmadığı zaman bile ancak mutfakta yalnız kalabiliyorum. 'İsyan ettirme Tanrım!' diyorum. Bir iki hoşbeş ediyoruz misafirlerle. Odaya geçiyorum. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum. Ranzanın alt katında ancak kendime yer bulabiliyorum. Sessiz olmak zorundayım. Karşı koltukta bebek uyuyor. Odaya sürekli birileri girip çıkıyor. Bebek homurdanıyor. Yan tarafta başka biri oturmuş oyalanıyor. Zor durumda da olsa bilgisayarı açıyorum. Msn zımbırtısına giriyorum. Sevgilimde orada. İsminin yanında yeşil ışık var. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum. Bir buçuk yıllık sevgilimden ayrılıyorum. Birbirimize güç bela 'Hoşçakal' diyoruz. İçim sızlıyor. Ama karşı koltukta çocuk uyuyor. Hemen yanımda da bir diğer misafir. Duygularımı yaşayamıyorum. Yüzümün düşmesine izin veremiyorum. Yoksa oklar bana dönecek biliyorum. Ve yine biliyorum ki o an son istediğim az önce yaşadıklarımı birilerine anlatmaya çalışmak. Kapatıyorum aleti. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum. Göğsümde bir ağrı oluşuyor, kulaklarım yanıyor, ama bu titremede nesi? Diğer odaya geçiyorum. Dolu olduğunu fark ediyorum. Mutfak, yatak odası kısacası tuvalet dışındaki her yer tutulmuş. Duygularımı istediğim gibi ortaya koyamıyorum. Anımı yaşayamıyorum. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum.. Üstüme montu geçirip dışarı atıyorum kendimi. Sigarama ağızlığı takıp yakıyorum ardından. Yürüyorum bir yöne. Yürüyorum. Üşümüyorum ama titriyorum. Kulaklarım yanıyor. İnsan görmek istiyorum. Kalabalıkları arıyorum. Ama bulamıyorum. Ve sıkıntılıyım. Daralıyorum. Eve dönüyorum. Her şey bıraktığım gibi. Tüm yerler tutulmuş. Vakit öldürüyorum. Uyumaya karar veriyorum artık. Ranzanın üst katına çıkıyorum. Duamı okuyorum. 'İsyan ettirme Tanrım!' diyorum. Telefon çalıyor ardından. Bilinmeyen bir numara benimle görüşmek istiyor. Yeşil tuşa basıyorum. 'Alo' diyorum ve tekrar tekrar yineliyorum. Cevap gelmiyor. On beş saniyenin ardından kapatıyorum. Bir daha çalmıyor. Eski mesajlara açıp bakıyorum. Hissetmiyorum. Duygularımı istediğim gibi yaşayamıyorum. Sıkıntılıyım. Daralıyorum. Dalıyorum. Çeşit çeşit rüyalar ile geçiyor zaman. Ve yarın oluyor gün. Erken uyanıyorum yine. Onca sene okuduğum okulla hiç bir ilgisi olmayan bir iş görüşmesine gideceğim. Üzgünüm. Kaygılıyım. Ve yine sıkıntılıyım. Daralıyorum. Cümbür cemaat kahvaltıya oturuyoruz. Babama söylüyorum iş görüşmesini. 'Gitme' diyor. 'Benim onayım' yok diyor. İş ile ilgili kaygılarını söylüyor. İkna oluyorum. Ya da dünden razıyım. Vakit öldürüyorum. Tekrar yatağa dönüyorum. O küçücük aletteki onlarca şarkıyı dinleyerek geçiyorum zamanı. Her şarkıya bir film çekiyorum zihnimde. Hep mutsuz sonlarla biten filmler. Ardından ayaklanıyorum. Tüm odalar zapt edilmiş yine. Dolanıyorum. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum. Kendimi dışarı atıyorum yine. Kaldırımların amacına hizmet etmesini sağlıyorum. Dönüyorum evime. Her yer zapt altında. Mutfakta bir köşeye sığınıyorum. Birileri giriyor, birileri çıkıyor. Ama sıkıntılıyım. Daralıyorum. Saatler geçiyor, geçiyor, geçiyor. Ve şu an oluyor.

1 Mart 2011 Salı

Her Akşam Ya Neyşınıl Ya Diskovıriy, Ha Bir De Animal Planet

Ben böyle bir belgesel açlığı görmedim. Oha meğerse aile olarak ne kadarda meraklı imişiz hayvanların aile yaşantısına falan. Bunun farkında olsam harçlıklarımı biriktirip daha önceden ben alırdım uydu muydu.

Artizlik olsun diye yapmadık nan. Neyşınıl ile diskoviriyi bir türlü ezberden yazamıyorum. Çok zor yiğidim. Bak deniyorum. Nationel gibi bir şey olması lazım ama bugüne değin hiç bir denememde muvaffak olamadım. Ardından gelen kelimeye hiç değinmeyeceğim zira okunuşunu bile yazamıyorum. Animal Planet kolay ama. Missler gibi. Sırf bu yüzden takipçisiyim. En azından ismini söyleyebiliyorum.

Geçenlerde paraya kıydık D-Smart aldık. Onden evvel facia gibi bir televizyon yaşantımız vardı. Televizyon kooparatiften kalma çatı antenine bağlıydı. Türlü atraksiyonlar ile izleyebiliyorduk ancak. Efenim anten yerine bıçak, makas vb. delici aletler sokmak. Evde revaçta olan bir dizi izlenirken aile fertlerinden birinin belirli bir noktada kıpırdamadan durması(o orada durunca çekiyor sadece, yeminnen) Ve minimum abukluklar.

Velhasıl aldık bu dijital olayı. İçinde gırla kanal var. Filmler, müzikler, diziler bişeyler bişeyler. Belgesel kanalı da koymuşlar sağ olsun. Ve de yine sağ olsunlar ki onlar benim bu bahsettiğim ailecek belgesel açlığımızı fark ettirdiler. Bu dalgasmart bağlandığından beri evde ya diskovıriy ya da animal planet açık. Öyle bir dikkatle bakılıyor ki ekrana, sanki Evren ikinci kez darbe yapmış onu açıklıyor TRT'de. Ama ekrana bir bakıyorum leopar yavruları. Ah siz koca bir çılgınsınız belgesel kanalları. Bir de hayvanlara isim falan takıyorlar ya, bayılıyorum.

- Ve küçük Kristofır'ın annesinden ayrılıp, vahşi yaşamla tanışma zamanı geldi.

Ay canım benim ya. Küçük Kristoferrr. Günde 5 kilo et yemeden doyamayan küçük Kristofırım benim.

Bak geçen böyle geceye doğru bir saatte yarım saat aval aval ekrana kitlendik abim ile. Yılanların çiftleşmesini izliyoruz. İkimizin de suratında oluşan 'nası yani, nasıl olacak ki şimdi o?' ifadesini kelimeler ile anlatmak mümkün değil. Bir ara abim zar zor başını ekrandan bana doğru çevirerek şu soruyu sordu;

-Nasıl oluyor ki? Nereden şey yapıyor bunlar? (O arada hayvanlar birbirine sürtünüyor ve anlatıcı iş bitti diyor. Akabinde abim;) Şimdi bunlar böyle yapınca oldu mu bu iş?

Adamı yadırgamayın. Nereden bilsin? Zira ben de tüm entelllğime, tüm eşsiz bilgi birikimime, tüm mükemmelliğime rağmen anlam veremedim bu işe. Hala ortamda bir çiftleşme lafı geçince, gözüm bir penis ve vajina arıyor. Öyle şartlamışız aga kendimizi. Karıncaların cinsel yaşamı desen yine tüm öküzlüğümüz ile aynı şeyleri bekleyeceğiz. Muhtemelen o zaman da ben yanımda bir arkadaşım falan olursa şöyle diyeceğim ona;

-Nası çakacak lan şimdi bu karınca dişiye?

Pardon, pardon. Lûgatımı maruz görün. Çok kibarımdır normalde ben. Hep arkadaş çevrem bozdu beni. Neyse konu dağılmasın canlarım.

Öyle işte. Her evin ihtiyacı bir belgesel kanalı. Yoksa hemen açtırın bir kanal. Öptüm canlarım.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Adeta Bir 'Geceye Günaydın' Tribi

Haftalar süren sessizliğimi bozarak sabahın şu 'nasıl sabah olur lan bu havada' girdabında, tüm 'lan iktidarsızlık yapıyor' uyarılarına kulak tıkayarak en pahalısından ve yılbaşından kalan yarım şişelik vodkamı yudumlamaya başlamış bulunuyorum. Ve böylesine uzuuunca bir cümlenin hala anlamlı olabilmesine şaşırarak tekrar tekrar okuyorum.

Pek tabi daha ilk yudumun ardından Yıldız Tilbe şarkılarını ardı ardına sıralamaya başladım. Ah Yıldızsız bir içme faslı. Düşüncesi bile saray marka çikolata yemişçesine kötü etkiler bırakıyor üstümde.

Sizleri o eşsiz insan ile baş başa bırakıyorum;

19 Şubat 2011 Cumartesi

Bu Blog Nereye Gidiyor?

Pek sevgili, çok da saydığım, hürmette her zaman kusur ettiğim şuncacık kitlem. Son zamanlarda fevkalade duygusal, melankolik şeyler yayınlamaya başladım. Ergen tripleri diz boyu. 

Pringles kutusundaki pala bıyıklı dayı ile bakıştığımız şu anlarda isyan ediyorum. Böyle mi olacaktı? 

Ve karar verdim blogu erotizm üzerine kurulu tematik bir yapı haline getireceğim. im. im. -ahahaha diye yarılasım geldi. Yok bebeyim şaka, komedi, gülelim diye yapılmış bir denyoluk. Yoksa şu sefil cinsel yaşantımla ne erotizmi yazacağım lan. Anca izlediğim AVSEq ları yazarım.(sefil smileyleyi)  Bu konuyu kapatma isteğim var. Yoksa arsızlaşıyorum. Sonra da tepkiler alıyorum '-lakirdi gösterdin ama elletmedin' diye. 

Götten uydurmak deyimini çok güzel işletiyorum yalnız. Bu deyimi kim çıkardıysa muhtemelen nur yağdırıyordur üzerime. Ölmedi ise duaları hep benlendir. Ah tanrım neyse bunaldım. 

Bu yazı da uykusuzluğun getirdiği mayışma ile harmanlanmış delilik altyapıtı olarak tarihe geçsin. Hepinizi öptüm canlarım. 

17 Şubat 2011 Perşembe

Yine mi?

Hissediyorum... Önce sırtımdan başlıyor... Kuyruk sokumuma kadar iniyor. Gözümü kapıyorum. Artık tamamen onunum. Karnım hızlıca inip yükseliyor. Sanırım heyecanlıyım. Üşüyorum. Isıt beni. Islaklığı, yer değiştirmeleri hissedebiliyorum. Tanrım lütfen rüya olmasın! Teslimiyet bayrağımı çektim. Bekliyorum. Olacaklar olmadan, olacaklara yorum getirip, olacakları olacaklar sınıfına koymaktan çekiniyorum nedensiz. Bırak düşünmeyi. Geçmiş geçmişte kaldı. Hayır hayır böyle çok iyi, ben rahatım. Bir kere daha fısılda. Kelimeleri dök kulağımdan içeri sıcak nefesinle. İşlet içime. Hissetmemi sağla cümleleri. Seni istiyorum, arzuluyorum! Hayır hayır... Ben sadece beni sev istemiştim. Dur gitme! Yine mi? Sadece hatıralardan arta kalanlarla düşlemek seni. Yine mi giderken düşürdüğün hırkanı öpüp koklamak, teninin yerine. Yine mi, masaya iki tabak koyup sadece birini doldurabilmek. Yine mi, o büyük yatakta sen varmış gibi bir köşesine kıvrılmak, sana rahatsızlık vermeden. Yine mi, senin yerini yalnızlığımla doldurmaya çalışmak. Dur, dur gitme ne olur! Peki! Git! Ama seni de al, bana bırakmadan git!

Not: Sonu bildiğin İbrahim Tatlıses'in adını veremiyeceğim bir şarkısında geçen 'Beni benden alırsan seni sana bırakmam' gibi olmuş. Oha diyorum ve hepinizi öpüyorum. 

16 Şubat 2011 Çarşamba

İtinayla Diksiyon ve Direksiyon Dersi Verilir

Ve evet sevgili hem homojen hem de heterojen bir avuç kadar az olan kitlem, sizlere bir kaç gün önce tüm Türkiye'ye vereceğim diksiyon hizmetinden bahsetmiştim. Bunun yanına bir de 'direksiyon dersi'ni ekledim. Diksiyon dersi alan canlarıma her türlü garantiyi veriyorum. Mesela her türlü ortamda dikkat çekme, Yaşar Usta vari patrona gider yapma konuşmaları ve kusursuz bir Tükçe deneyimi. Ve direksiyon... Direksiyonda iddialı değilim. Ama her türlü trafik canavarını da itina ile trafiğe salarım.

Ve evet, diksiyon demiştik. Düşündüm taşındım. Derslerin samimi bir ortamda geçmesi lazım. Evet bana hak verdiğinizi biliyorum. Onun için dersleri kendi evimde vermeye karar verdim. Tamam tamam sakin olun. Bu ne korku. Şahin K. mıyım ulan ben? Alt tarafı salonda oturacağız ve ben size öğretmenlik edeceğim. Hem bize gelirseniz annem kek poğaça falan da yapar. Ama hemcinslerime evde ders veremeyeceğim hatta onlara hiç ders vermemeyi planlıyorum. Ya da genç olanlara vermiyorum. Ergen tripleri, isyanları çekemem. Bana öyle sen mi bana öğreteceksin ayakları yapacak. Gereği yok. Birbirimizi kırmayalım.

Ve evet fiyat tarifesi. Şincik toplamda 5 haftalık bir eğitime giriyoruz. Eğer yaşı yaşıma, boyu boyuma, huyu huyuma olan bayan arkadaşlar o kadar yeter mi ki yea? derlerse onlarla uzuunca sürecek bir müddet kampa da girebiliriz. Bildiğin kamp ama çadır falan. Neyse konuyu dağıtmayalım. 5 hafta süre aslanlarım. Haftada 6 saat de ders. Haftada 2 gün olmak üzere, günde 3 saat ders. Aynen bu tablo güzel oldu. Kral adamım vesselam. Fiyatlara gelelim. Bana sorarsanız bu 5 haftalık eğitimin toplamı 300 liradır ama günlük 2 paket sigarasına kadar düşüyorum ve winston layt içiyorum ona göre hesaplayınız.

Ve evet, ilk öğrencim olmak istiyorsanız hemen başlayalım. Kekeme gelen bülbül çıkıyor! Henüz denemedim ama kendimde bu yeteneği görüyorum. Ah tanrı korusun çok ukalayım.

Ve evet, direksiyona geçelim. Bu konuda konuşmaya gerek yok. Eğer trafik canavarı olmak isteyen varsa başvursun. Mümkünse kendi arabası ile gelsin. Bu hizmete para da istemiyorum. Çünkü ben de öğreteceğim arkadaşla birlikte öğreneceğim.

Öptüm tosunlarım.

15 Şubat 2011 Salı

O Zaman Başlıklıksız Olsun

Hüznünü sarı odalara kilitleyen dostuma. Yıllanmış arkadaşlığımızın şerefine...



Dostlarım kelimelerinin içlerini dolduramıyorken artık, ben üzerimde üniforma değil de sadece çıplakken, sivilcelerimin yerini kıllar alıyorken şimdilerde, ciğerlerimi dolduran siyah dumanlar sislendirmişken gözlerimi, can-î haktan vazgeçmişken şimdilerde aklıma geldin yüzümdeki tebessümle eşdeğer. Hatırlıyorum da; güzel günlermiş, her ne kadar küfretmişliğim olsa da. Yarınları yakalamaya çalışırken dünü unuttuğumu farketmek acı vericiymiş. Hatırlıyorum da dedim ya; aslında yalan söylüyorum. Pek fazla bir şey hatırladığım söylenemez. Hep ertesini düşündüğümden olsa gerek.

Hastalıklı  ruhların şifasını peygamberler bile karşılayamazken, insan dostundan ruhunu okşamasını nasıl ister? Ben istedim. Tam da olması gerektiğinde, tam da gerçekleşmesi gerektiği zamanda, tam da deliliğimin üst seviyelerinde yeniden buluşturdu kader senle beni. Tanrı onca yıl bana bir kız kardeş bağışlamamıştı. Demek ki o günün gelmesini bekliyordu ve işte oldu. Tam da ben gibi.

Hatırlamak, aciz bedenlerimizin tekrarlamaktan hiç sıkılmadığı hatta zevk aldığı dem. Söylenenler yalan. Hiç birimiz şarap gibi değiliz. Zaman yıpratıyor insanı. Günahkar ruhlarımız bedenlerimizi şekillendiriyor. Zaman fısıldıyor kulaklarımıza duyulamayacak kadar kısık bir sesle: 'Ben tükenmem, ne ruhum ne bedenim.'

Boş, Boş, Boş, Boş, Boş, Ayrımcı, Eğlenceli, Giderken, Gelmekte, Hoş geldin, Dost, Kardeş, Sevgi. 13 yılın özeti bu kadar işte. 13 yılı 13 kelime ile tanımlamak mümkünken, kime uzun gelebilir ki bu yıllar? Kelimeler biter, ancak ne yıllar ne de sana olan sevgim biter...

Hayatta yapmayı en iyi becerebildiğim yegane şey konuşmak sanırım. Düşündüm ve taşındım, konuşmak gibi bir hediye veremeyeceğim için bende bari konuştuklarımı yazıya dökeyim hediyeleştireyim dedim. Tabi biraz da edebi olsun istedim. Gidip parayla bir hediye almayı bende biliyorum ancak sen de benim gibi maddeci biri değilsin, bunu biliyorum. Önce dedim film çekeyim(şu an yarıldım uhea), sonra baktım ki onu başkasına yapmışım. Sonra dedim bari slayt yapayım, aklıma geldi ki onu da sen bana yapmıştın. Bende bu yola başvurdum. Kelimelerimi bitirirken, ki bitti. İyi ki doğdun ortağım, kardeşim, dostum. Tanrı'ya şükret ki; karşına benim gibi birini çıkarmış uheua. Afedersin, bunu yazmasam içim rahat etmezdi. Şaka bir yana, şükürler olsun ki hayatıma girmişsin ve hayatımdasın. Şu kardeşin seni çok sevmekle birlikte doğum gününü kutlar ve daim mutluluk neşe vb. güzel günler görmeni diler...   
   
                                                                                    31 Ekim 2009

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ve tüm kadınlar gitti / Bir Kadın

3 şarkı, 3 kadın ve bu kadınlara yazılmış bir şiir. İz bırakanlar unutulur ama hep hatırlanır.

İlk kadın: Ah belam. Paçamı bir türlü kurtaramadığım kadın. Birbirimize olgunluk gömleğini giydirdiğimiz günleri hatırladım. Çıplaklığımızı örtmeyi bir türlü başaramayan o gömleği. Sen de hatırlarsın; beyaz ve manşetleri hep gri olan o gömlek. Ütüsünü birlikte bozduğumuz. İtiraf etmeliyim ki birbirimiz için dilediğimiz ve her defasında son sözler olacağını zannettiğimiz o cümlenin 'zarf tümleci' şu anda yüzümde belirmiş durumda. Seni yüzümde tatlı bir tebessüm ile anıyorum. Seni sayfalar ile anlatmak da mümkün, tek bir cümle ile özetlemek de aslında. Her şeyin ile ilkimdin desem mesela şuracıkta biterdi satırlar. Ama sen de bilirsin ki uzattıkça uzatırım her şeyi. Sonuca vardıramamak en büyük dolambacım sanırım. Kötüleri sildim. Sadece iyiler arda kalan o günlerden. Sana demiştim ya hani 'Tanrı benden alsın. Sana versin mutluluğu.' diye, eğer sana fazla geldiyse onlar birazını geri alabilirim. Sanırım insanın kendine bedduası tutuyormuş. Velhasıl ilkim, senin ile bütünleşen şarkı geliyor.


İkinci kadın: Senin ile yaşanan şeyleri biraz teknolojiye borçluyuz sanırım. MSN denen şey olmasa sanırım iz bırakan ikinci kadın olmazdın hayatımda. Tabi emektar müzik çalarımın da katkısı büyük. Yanlış anlaşılmalardan gelen biraz agresif tanışmamız ve sana attığım o şarkı. Sanırım seni o şarkı ile etkilemiştim. Kafanı masaya koyup şarkıyı dinleyişini hatırlıyorum. 'Ne diyor?' bu şarkıda demiştin. Gözlerinin içine bakarak  'Love of My Life' yani 'Hayatımın Aşkısın' demiştim bende. Sonra yüzünde muzur bir gülümseme belirmişti. Bizim şarkımız olmuştu bu. Sonra ilk el ele tutuştuğumuz günü hatırlıyorum. Yeşilçam filmlerinden bir sahne gibiydi. Karşıdan karşıya geçerken kolunu tutmuştum. Karşıya geçerken ikimizinde elleri yavaşça kayarak birleşmişti. Sonra birbirimize bakıp gülümsemiştik. Aptallığımdan olsa gerek bir daha bırakmayacağımı sanmıştım o eli. Senin bırakacağını tahmin edememişim. Ve seni de tüm kötülükleri ayırarak, iyi geçen zamanlar ile anıyorum. Güzel günlerin anısına geliyor;


Üçüncü kadın: Bu kısım için çok düşündüm. Ama sanırım burada senin anılman gerekiyor. Hanımefendiliğin, bağlılığın ve masum bakışların ile. Evet ben de herkesin dediğine katılıyorum. Tam olarak 'evlenilecek kadın'dın. İnan her şey benim suçum. Sakın boşuna düşünüp 'Ben nerede hata yaptım?' diye düşünme. Tam olarak yaşadığın facianın mimarı benim. Ben kurdum ve ben yıktım. 'Neden?' diye sorsan bugün yine bana, yine net olarak cevaplayamam sorunu. Maymun iştahlığım, doyumsumsuzluk, sıkılmam? Ve benzeri daha bir sürü saçma sapan şey. En güzelinden, en iyisinden de dahasına layıksın. En içten ve güzel temennilerim ile birlikte;


Son olarak özellikle bu üç kadını ve diğerlerini de içinde barından düz yazıdan bozma bir şiir;

Bir Kadın 



Hava karanlık ve yağmurlu.
Bir yaz gecesinde üşümek
Kollarını umutsuzluğa açmak
Düşünmek 
Ve yine küllükteki yerini alacak sigaramı köklemek. 
Düşlemek... 
Belki bir fincan sıcak çay, 
ya da içimi ısıtacak bir kadeh şarap. 
Yanında ayva da olursa hiç düşünmem, 
girerim bu günaha! 
Görmek... 
Görülmeyenleri görmek kimi zaman 
Ve susmak zorunda kalmak. 
Bir kadın... 
Gözleri yeşil, tutsak eden 
Sevdiren ama aynı zamanda caydıran 
Şeytanın da bir melek olduğunu akla getiren. 
Bir kadın yeniden... 
Sadece düşlerime giren 
Beni düşünmeye mahkum eden. 
Bir kadın... 
Şeytanın da melek olduğunu akla getiren bir kadın 
Doyumsuzluğu tattıran, 
ateşi sönmeyen ve bir ak deniz gecesi gibi hissettiren. 
Göz pınarlarını taşıran ve içinde onlarcasını sürükleyen. 
Umudu, aşkı ve seni unutturan bir kadın. 
Bir kadın... 
Şeytanın da melek olduğunu hatırlatan bir kadın 

Uyarı: Yazı fazlası ile isyan ve bolca trip içermektedir. Melankolinin dibine vardığım şu saatlerde başka ne yazmamı bekliyordunuz ulan? Öptüm.