4 Nisan 2016 Pazartesi

Back To The Şükran

Selam Şükran... *

Yıllar oldu ya la buralara uğramayalı ve seninle bir hasbihal etmeyeli.

Görüyorsun, eski Türkçe kelimeler falan kullanıyorum artık. Kendimi çok geliştirdim, uff ne diyorsun? Deme ya, demek öyle oldu. Taam o zaman.

Yıllar sonra geri geldim ve istatistiklere bir göz atayım dedim Şükran. Bir de ne göreyim! Bazı "anahtar kelimeler" var ya! Millet Google'a falan yazıyor oradan bazı siteler çıkıyor falan fıstık.

Neyse internette 4 kişi, yazıyla dört kişi "iğrenç bok sexleri" yazmış ve nasıl olmuşsa sana ulaşmış. İnanılır gibi değil. Halbuki bilirsin ne kadar da seviyeli yayınlar yaparız. İğrenç pislikler....

Bir de "diksiyon dersi alan kral" yazıvermiş 3 kişi, yazıyla 3 kişi ve sana ulaşmışlar. Ne tuhaf! Sanırım "The King's Speech" filmini bulmaya çalışıyorlardı. Umarım aradıklarını bulabilmişlerdir :( Neticede sanata saygımız sonsuz. Tabi canım. 

Ee ne var ne yok? Beni özledin mi, hadi beni özlediğini söyle. Bak bi daha gelmem ha! Emin misin?

Yeaa deme öyle, utandırma len... 

*Şükran, benim bebeyim blogumun ismi.... (Yan bakanı fururum)

dui dui lalalalalalala


23 Şubat 2014 Pazar

Tanışma



Kendine yalan söyledikten sonra başkalarına gerçekleri anlatsan ne anlamı olur ki? Başkalarına akıl verirken kendine veremediğin akıl, yön ve yönsüzlük... 

Mecbur olmak istemiyorum, olmak istemiyorum. Sadece nefes almak istiyorum. Kendi ciğerlerimi doldurmak istiyorum ve sizin atmosferinize bırakmak istiyorum sonrasında. Hiç varolmadığım, varolmayı beceremediğim ve kurmanıza yardım ettiğim dünyanıza. 

Bir bedene göre tasarlamak istemiyorum hayatımı. Bir fazlalığa, bir kıvrıma ya da bir şekle göre. Buna göre insanlar istemiyorum çevremde ve buna göre yerlere girip çıkmak istemiyorum. Sen, ne farkımız var ki birbirimizden? 

İnsanları suçlayamazsın. Bu yolda yalnızsın. Sen karar vermelisin ve yaşamalısın. Seçilmeye fırsat vermemelisin ve seçmemelisin. 

"En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız...." 

Birini beklemiyorum ya da birini istemiyorum. Kendime doğru yol alıyorum ve dümende yine ben varım. Pusula sürekli aydınlığı gösteriyor ama güneş henüz yüzünü göstermedi. 

"Körler ile dolu bir otobüsteki sağır gibiyim. Otobüs şoförü iki ayağını da kaybetmiş bir mayın tarlasında, ve yol engebeli ve yön belirsiz."

21 Şubat 2014 Cuma

Bernardo'nun Çok Değişik Hikayesi



Bernardo'nun İş Yerinden Arkadaşı Asım: Bernardo aslında çok iyi çocuktur. Ben daha işe geç geldiğini görmedim. Tam bir enerji kaynağıdır. Herkese merhabası vardır. Güleçtir, kimi zaman gülünçtür ama genellikle etnografiktir. Tarihi sever, filozofları över. Mısır'a yoğun, Roma'ya mesafelidir. Çok yoğun homosapiens taraftarıdır. Homojen bir yapısı vardır. Bana en son geldiği argümanı evirip çevirip dogmaya dönüştürdük mesela. Kimi zaman pragmatik, kimi zaman oportünist. Rönesansı bilir, en sevdiği ressam Doğukan Balyoz'dur.* 

Serpil (Bernardo'nun düzenli olarak çaktığı kadın): Valla her şeyden önce iyi sevişirdi. Kocaman bir penisi vardı, buna karşın kocaman da bir kalbi vardı. Bir kadına nasıl davranılacağını iyi bilirdi, kadını meta olarak görmeyi sevmezdi. Ama hiçbir gün bak, hiçbir gün diyorum, taksi paramı bırakmayı da ihmal etmedi. Böyle bir nazik yani nasıl diyim iyiydi iyi. 

Bernardo'ya düzenli olarak çakan Günel: Merhaba ben Günel. Modellikle uğraşıyorum. Bir ajansa kayıtlıyım. Aslında benden önce ajansla irtibata geçmeniz lazımdı. Ara ara oyunculuk da yapıyorum. Menacerim var, tabi. Amcam, hem de menacerim aynı zamanda. O da Yeşilçam'dan. Az çok biliyor sinema işlerini. 77 filmde oynamış. Ve hepte aynı roller için çağırmışlar adamı. İstikrarlıymış yani. Hiç unutmuyorum şöyle bir lafı vardır: "77 filmde de barda oturan adamı oynamak kolay değil Günelcim. Kaç sete ayık girip, sarhoş çıktım bir bilsen." Zor tabi o yıllar. Destek alıyor ama hala, 7 gün 8.5 saattir içki içmedi. İyi gidiyoruz. Bernardo mu? Ha, şu mesele.  

Arif (Bernardo'nun Diğer İşinin Arkadaşı) : Bernardo en az bir pilot kalem kadar sanatlı bir insandır. 

Zaime Hanım (Bernardo'nun komşusu, aynı zamanda ev sahibesi): Çocuğum Bernardo'dan bugüne kadar bir şikâyetim olmadı. Hem iyi bir kiracıdır, hiç kirasını geciktirmedi. Hem de iyi bir komşudur. Bu güne kadar hiç şikâyet olmadı. Gece gündüz çalışır, eve çok uğramazdı zaten. Evine bugüne kadar sadece bir arkadaşının geldiğini gördüm. O da kapıda karşılaştık. O da ünlüymüş zaten, öyle dediler. Neydi adı, yazarmış. Canlı bir şeydi... Hah! Hatrıma geldi şimdi. Diren Can Çakır'dı* arkadaşının adı. Bir onu gördüm evine girip çıkarken. Dediğim gibi bir kez kapıda karşılaştık işte. Yazarmıymış, neymiş. Hiç öyle bir tipi yoktu ama ben onların yalancısıyım. 

Melih Bey (Apartman yöneticisi): Ben emekli devlet memuruyum. Disiplini severim. Hiç unutmam, bizim dairede bir şefimiz vardı; Naim Bey. O da kelli felli, baba yiğit bir adamdı. Derdi ki; "Bak Melih; memur olmanın birinci şartı disiplin, ikinci şartı ise geçireceğin onlarca boş mesai saatini değerlendirebilmektir." İyi adamdı rahmetli. Emekli olduktan sonra da bu sözü hiç unutmam ve apartman yönetimini de bu söz üzerine inşa ettim. Yakında yerden ısıtacağız. Bakü - Tiflis- Ceyhan boru hattını direk bizim kazan dairesine bağlayacağız. Gerekise dışardan yalıtım, içeriden boşaltım yapacağız. Güzide apartmanımızı örnek bir hale getireceğiz. 

Radyo: Değerli dinleyenler bültenimize İstanbul Güngören'deki esrarengiz bir ölüm haberi ile devam edeceğiz. Yaklaşık 2 yıldır İstanbul'da ikâmet eden, Bolivya asıllı Solomon Adalar'lı görünümlü İtalyan vatandaşı Bernardo Zobiçekdav bugün akşam saatlerinde Cennet Mahallesi yakınlarındaki bir boş arazide kar kıyafetleri ve kayak takımları ile birlikte ölü olarak bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatan yetkililer cinayet şüphesi olduğunu ve olayın titizlikle inceleneceğini belirttiler. Olayın ardından açıklama yapan İtalyan, Bolivya, Birleşik Krallık ve Solomon Adaları elçileri olayın takipçisi olduklarını ve ivedilikle aydınlatılmasını istediler. Bernardo'yu bulan vatandaş ise uzatılan mikrofonlara hala şaşkın olduğunu söyledi. 

Vatandaş: şaşkınım valla ne bileyim ben geldiğimde böyle kat kat giyinmiş halde öylece yatıyordu şu karda kayılan alet edavatları falan da vardı ben de iki bira aldım burada içecektim geldim birayı açtım dedim heralde evsizdir bu uyuyor sonra içime bir kurt düştü hareketsizdi çünkü hep anladın hiç kımıldamadı ben iki birayı da gömdüm baktım adam hala aynı kalktım bir dürttüm ses seda yok ölmüş belli sonra aradım işte polisleri gavurmuş galiba zaten böyle kat kat giyinmiş bilemedik ki abi 

Bernardo'nun patronu: Kemal Can Sayar* benim evet. Derginin de öyle yazıyor, yönetiyoruzişte.  He ya Bernardo'yu ben işe aldım. 1 yıldır bize fotoğraflar çeker, biz de fotoğraf başına üç-beş bi şeyler veririz. Kanka bence Bernardo Mason'du. Zorlarsan misyoner bile olabilir. Hatta bir gün Mormon Kitabı'nı okurken bile gördüm onu. Dini bütün adamdı yani kanka. 

Semih Burç* (Olayın Şüphelilerinden): Ya sen salak mısın? Beyin yok mu hiç sende? Yok orada beni görmüşler falan filan, kim görmüş kardeşim? Bana gerçek konuşacaksın? Olayın olduğu saatlerde batak oynuyordum ben, şahitlerim de mevcut. Koz da maçaydı. Tam çeker kozları düşürecektim apar topar buraya aldınız beni. İsim mi? Oğuz'a sorun. 

Oğuz Büyükcaka* (Burç'un şahidi): Abi valla As altı oynamadım. O ibne zaten öyle, anca laf söylesin. Battıysak tamamen o puştun yüzündendir yani. Yok bir tane alır açsaymışsın da o zaman çıkarmışız, yok hiç bilmiyor muşum falan filan. Hep böyle o ibne zaten. 

Bernardo'nun Sürekli Yemek Yediği Lokantanın Sahibesi**: Dur dikkatli bakayım. Tanıdım, evet hep buraya gelir. Ne olmuş ki? Aa, ölmüş ha. Nasıl olmuş peki? Deme ya. Valla ben de çok tanımıyorum, gelir yemeğini yer giderdi. Her geldiğinde de Batırık yerdi. Batırık mı? Yöresel bir yemeğimiz ya bizim, Karaman'a ait. Kimisi yok batırma falan da var diyor da, onlar hep yalan. Batırıktır bu, bir tabak vereyim mi? Dedim ya çok bilmem gelen müşterileri öyle. Her kesimden insan gelir buraya. Ünlüsü, ünsüzü. Sinemacılar çok gelirler mesela ama. Bak şurada oturan, Tunç* muydu neydi adı, yönetmenmiymiş neymiş. 

ARKASI YARIN, BELKİ YARINDAN DA YAKIN... 
 
*Doğukan Balyoz: Twittir iletisi "modern zamanın Da Vinci'siyim ama biraz üşengecim" olan genç yetenek. Şu sıralar Zeytinburnu sahilinde cüzzi bir rakama genç sevgililere kara kalem çalışıyor. 

*Diren Can Çakır: Dostoyevski ve Sartre üzerine söylemleri ile dikkatleri üzerine çeken, ilk kitabı 3 yıldır matbaadan çıkamayan, edebiyat çevrelerinin yeni yüzyılın kalemi dedikleri yazar.  

*Kemal Can Sayar: Arkadaş çevresi ile çıkardığı edebiyat-mizah ve aylık garip mevzular dergisi, isminden dolayı Balıkçıların başucu eseri olunca buradan aldı yürüdü. Şimdi Et ve Balık kurumu için aylık olarak çıkardığı "Galata'dan Olta Atanlar" isimli bir derginin genel yayın yönetmeni.  

*Semih Burç: Erken dönem umutsuzlardan. Bir anda bütün kötülüklerden bahsedip karşısındakinin tüm enerjisini sömürmesiyle meşhurdur. CIA'in kendisini düşman topraklarda kitlesel olarak enerji sömürüsü için operasyonel olarak kullandığı rivayet edilir. Ancak bu iddia hiç doğrulanamamıştır. 

*Oğuz Büyükcaka: Bir süre dijital dünyada kendine yer edindiyse de sektörde tutunamadı. Okyanus akvaryumu yapma tutkusu kariyerine mâloldu. Kart oyunlarındaki şansı ile tanınan Büyükcaka şimdilerde bir yeraltı kumarhanesinde "oyunbozan" olarak çalışıyor. 

**İsmini gizlilik ihlal gerekçeleri yüzünden şimdi zikredemeyeceğimiz bir ilin, ismi oldukça ilginç bir köyünde Hanım Ağa olarak hayatına devam ediyor. Bir yandan da batırık isimli yöresel yemeği Dünya Mirası listesine sokmak için lobi faaliyetleri yürütüyor. 

*Tunç Akıcı: İdealist bir çalışkanlıkla setlerde çalışan ve sinemada kendine yer edinmeye çalışırken, sektörün sillesi onu da es geçmedi. Şimdilerde Flash TV'deki halaylı, oynamalı bir programda yönetmenlik yapıyor. 


4 Aralık 2013 Çarşamba

Yok, Kenar Olmasın

Yani aslında sıkıntılı bir durum. Hoş değil. Ölmüş adamların tivitır hesaplarının olması hâlâ daha alışılagelmiş bir durum değil Sayın Erguvan. Daha da garibi bu ölmüş ama ölmemişlerin iletiler yazmaları ve bu iletileri ölmüş olmayanların, bir başka ölmüş olmayana imâ etmek sureti ile kendi ölü taklidi yapan hesaplarında paylaşmaları. Yeni nesil gençler arasında kendine yer edinen bu tür olaylar sebebi ile başta Mezarlıklar Müdürlüğü ve Nufüs Şube Müdürlüklerinin ortaklaşa bir birim kurdukları ve adına da "ÖÖDSU" (Öldün mü Ölmedin mi Dert Sana Uğramasın) dedikleri bildiriliyor. İsmini şu an açıklayamacağımız kaynaklarca edindiğimiz bilgiler, "ÖÖDSU" biriminin yelekleri ve şapkalarının üzerine "ÖÖDSU" harflari basılır basılmaz faaliyete geçeceği yönünde. Tekstilin kalbi sayılan Merter'de bulunan, ismini yasal zorunluluklardan dolayı veremeyeceğimiz, şimdi ekranda da görüyoruz, evet bu da kanalımızın son teknoloji, Alman yapımı yeni kemarasının özelliğidir sayın seyirciler, canlı yayında istenilen nesneyi düşünce gücü ile mozaikleyebiliyorsunuz, çok para verdik buna, son iki maaşımız bu kameraların taksidi yüzünden yatmadı diyorlar, ben de muhasebedeki o pezevengin yalancısıyım tabi, evet şimdi ekranda da görüyorsunuz, bu atelyede basıldığı iddiaları var az önce bahsini ettiğimiz yelek ve şapkaların. Bugün sabah saatlerinde bu duyumu alır almaz buraya geldik ve mikrofonlarımızı sigara molası veren, bu boşlukta da hiç göremeyecekleri emekliliklerinin muhabbetini yapan çalışanlara uzattık. Ancak bu çalışanların bize karşı pek nazik olmadıklarını söyleyelim. Kameraman arkadaşımız Bernardo'nun kafasında 9 dikiş var şu an. Arkadaşımızda bilemedi tabi her ne kadar kayıtta değil demesine rağmen adamların orada yanan kırmızı ışığın bunun kayda alındığı anlamına geldiğini. İnanır mısınız ben bile bunu bugün öğrendim. Şimdilik buradan aktaracaklarımız bu kadar Sayın Arguvan, şimdilik sizi o yorumsuz görüntülerle baş başa bırakıyoruz... 


Merhaba Şükran, ben geldim. 

30 Mayıs 2013 Perşembe

O Zaman Sen Kısa Gideceksin

Tabi bebeyim, ben kısasından gideceğim. Bir bakayım diyorum hem. Hem gitmeyene kız falan vermiyorlar anladın mı? O kızı da almam lazım. Mecbur yani. Hem yatağımı toplamayı falan öğrenirim. Uzununa gidince para falan da veriyorlarmış. Bakarsın ondan olur, araba falan alırım geldiğimde. Aslında pek trafiğe çıkan biri değilim ama kürt börekçisi biraz uzakta kalıyor biliyor musun? En azından haftada bir gün kürt böreği ile buluşmuş oluruz.

Ben de anlamadım abi. Bir hışım ile girdi içeri. Neymiş efendim? Nick Cave komşuya kadar gelmiş ama bir Türkiye'ye uğramamış! Bak, hayvanlığı görüyor musun sen? Olur da bu kadarı olur! "Pes" deyiverdik hali ile. "Ben mail yazacağım abi, 'shame on you' yazacağım"* dedi. Dedik, "tabi yaz olum. Shame on you yani."

Utandı sonra, onun da haklı sebepleri var tabi. Üzüldük ve utandık kendimizden. "Olur böyle şeyler, takma kafana" dedik. Tokuşturduk kadehleri sonra.

Ve sıhhatine anam babam. Bütün karanlıkların bugünde kalacağı, aydınlık bir yarına...

* Özür dilerim :(

1 Nisan 2013 Pazartesi

Öteden Beri


Ya da şöyle diyim yeni bir şey aldığında gelip senden önce açarlar, ya da sen yavaş yavaş, tadına vara vara açarken gelip saldırırlar, elinden alırlar ya bazı hayvan herifler ve sen o duyguyu biliyorsun. Sinirlisin, öfkelisin ama bir şey diyemiyorsun. İçinden bildiğin bütün küfürleri okuyorsun. Hevesini evire çevire yanlıyorlar. Ve sen çok öfkelisin, biliyorsun o hissi. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil, o aldığın artık yeni değil, o artık senin bile değil. Ve sen biliyorsun o artık senin bile olmasa da henüz ödenecek daha doğrusu ödeyeceğin altı taksiti daha var. 

Ama sen bununda üstesinden gelirsin. Sen ki Magnum'un önce tüm çikolatısını yiyen, ardından dondurmasına geçen birisin. Dondurmasını ağır ağır, sindire sindire, zevkine vara vara, ufak sürprizlerle dolu dudak hareketleri ile tüketensin. Imm... 

Sanma ki güneşli günler sonsuza dek sürecek. Biliyorsun; "Winter is coming." 

Ama her şeye rağmen, birazdan götünü devirip uyuyacaksın. Çünkü uyumak güzeldir.  

22 Mart 2013 Cuma

Sanat Yazısı

Aslında




sandığı




gibi




değildi.




Sadece




Schubert




dinlemek




istiyordu.