23 Şubat 2011 Çarşamba

Adeta Bir 'Geceye Günaydın' Tribi

Haftalar süren sessizliğimi bozarak sabahın şu 'nasıl sabah olur lan bu havada' girdabında, tüm 'lan iktidarsızlık yapıyor' uyarılarına kulak tıkayarak en pahalısından ve yılbaşından kalan yarım şişelik vodkamı yudumlamaya başlamış bulunuyorum. Ve böylesine uzuuunca bir cümlenin hala anlamlı olabilmesine şaşırarak tekrar tekrar okuyorum.

Pek tabi daha ilk yudumun ardından Yıldız Tilbe şarkılarını ardı ardına sıralamaya başladım. Ah Yıldızsız bir içme faslı. Düşüncesi bile saray marka çikolata yemişçesine kötü etkiler bırakıyor üstümde.

Sizleri o eşsiz insan ile baş başa bırakıyorum;

19 Şubat 2011 Cumartesi

Bu Blog Nereye Gidiyor?

Pek sevgili, çok da saydığım, hürmette her zaman kusur ettiğim şuncacık kitlem. Son zamanlarda fevkalade duygusal, melankolik şeyler yayınlamaya başladım. Ergen tripleri diz boyu. 

Pringles kutusundaki pala bıyıklı dayı ile bakıştığımız şu anlarda isyan ediyorum. Böyle mi olacaktı? 

Ve karar verdim blogu erotizm üzerine kurulu tematik bir yapı haline getireceğim. im. im. -ahahaha diye yarılasım geldi. Yok bebeyim şaka, komedi, gülelim diye yapılmış bir denyoluk. Yoksa şu sefil cinsel yaşantımla ne erotizmi yazacağım lan. Anca izlediğim AVSEq ları yazarım.(sefil smileyleyi)  Bu konuyu kapatma isteğim var. Yoksa arsızlaşıyorum. Sonra da tepkiler alıyorum '-lakirdi gösterdin ama elletmedin' diye. 

Götten uydurmak deyimini çok güzel işletiyorum yalnız. Bu deyimi kim çıkardıysa muhtemelen nur yağdırıyordur üzerime. Ölmedi ise duaları hep benlendir. Ah tanrım neyse bunaldım. 

Bu yazı da uykusuzluğun getirdiği mayışma ile harmanlanmış delilik altyapıtı olarak tarihe geçsin. Hepinizi öptüm canlarım. 

17 Şubat 2011 Perşembe

Yine mi?

Hissediyorum... Önce sırtımdan başlıyor... Kuyruk sokumuma kadar iniyor. Gözümü kapıyorum. Artık tamamen onunum. Karnım hızlıca inip yükseliyor. Sanırım heyecanlıyım. Üşüyorum. Isıt beni. Islaklığı, yer değiştirmeleri hissedebiliyorum. Tanrım lütfen rüya olmasın! Teslimiyet bayrağımı çektim. Bekliyorum. Olacaklar olmadan, olacaklara yorum getirip, olacakları olacaklar sınıfına koymaktan çekiniyorum nedensiz. Bırak düşünmeyi. Geçmiş geçmişte kaldı. Hayır hayır böyle çok iyi, ben rahatım. Bir kere daha fısılda. Kelimeleri dök kulağımdan içeri sıcak nefesinle. İşlet içime. Hissetmemi sağla cümleleri. Seni istiyorum, arzuluyorum! Hayır hayır... Ben sadece beni sev istemiştim. Dur gitme! Yine mi? Sadece hatıralardan arta kalanlarla düşlemek seni. Yine mi giderken düşürdüğün hırkanı öpüp koklamak, teninin yerine. Yine mi, masaya iki tabak koyup sadece birini doldurabilmek. Yine mi, o büyük yatakta sen varmış gibi bir köşesine kıvrılmak, sana rahatsızlık vermeden. Yine mi, senin yerini yalnızlığımla doldurmaya çalışmak. Dur, dur gitme ne olur! Peki! Git! Ama seni de al, bana bırakmadan git!

Not: Sonu bildiğin İbrahim Tatlıses'in adını veremiyeceğim bir şarkısında geçen 'Beni benden alırsan seni sana bırakmam' gibi olmuş. Oha diyorum ve hepinizi öpüyorum. 

16 Şubat 2011 Çarşamba

İtinayla Diksiyon ve Direksiyon Dersi Verilir

Ve evet sevgili hem homojen hem de heterojen bir avuç kadar az olan kitlem, sizlere bir kaç gün önce tüm Türkiye'ye vereceğim diksiyon hizmetinden bahsetmiştim. Bunun yanına bir de 'direksiyon dersi'ni ekledim. Diksiyon dersi alan canlarıma her türlü garantiyi veriyorum. Mesela her türlü ortamda dikkat çekme, Yaşar Usta vari patrona gider yapma konuşmaları ve kusursuz bir Tükçe deneyimi. Ve direksiyon... Direksiyonda iddialı değilim. Ama her türlü trafik canavarını da itina ile trafiğe salarım.

Ve evet, diksiyon demiştik. Düşündüm taşındım. Derslerin samimi bir ortamda geçmesi lazım. Evet bana hak verdiğinizi biliyorum. Onun için dersleri kendi evimde vermeye karar verdim. Tamam tamam sakin olun. Bu ne korku. Şahin K. mıyım ulan ben? Alt tarafı salonda oturacağız ve ben size öğretmenlik edeceğim. Hem bize gelirseniz annem kek poğaça falan da yapar. Ama hemcinslerime evde ders veremeyeceğim hatta onlara hiç ders vermemeyi planlıyorum. Ya da genç olanlara vermiyorum. Ergen tripleri, isyanları çekemem. Bana öyle sen mi bana öğreteceksin ayakları yapacak. Gereği yok. Birbirimizi kırmayalım.

Ve evet fiyat tarifesi. Şincik toplamda 5 haftalık bir eğitime giriyoruz. Eğer yaşı yaşıma, boyu boyuma, huyu huyuma olan bayan arkadaşlar o kadar yeter mi ki yea? derlerse onlarla uzuunca sürecek bir müddet kampa da girebiliriz. Bildiğin kamp ama çadır falan. Neyse konuyu dağıtmayalım. 5 hafta süre aslanlarım. Haftada 6 saat de ders. Haftada 2 gün olmak üzere, günde 3 saat ders. Aynen bu tablo güzel oldu. Kral adamım vesselam. Fiyatlara gelelim. Bana sorarsanız bu 5 haftalık eğitimin toplamı 300 liradır ama günlük 2 paket sigarasına kadar düşüyorum ve winston layt içiyorum ona göre hesaplayınız.

Ve evet, ilk öğrencim olmak istiyorsanız hemen başlayalım. Kekeme gelen bülbül çıkıyor! Henüz denemedim ama kendimde bu yeteneği görüyorum. Ah tanrı korusun çok ukalayım.

Ve evet, direksiyona geçelim. Bu konuda konuşmaya gerek yok. Eğer trafik canavarı olmak isteyen varsa başvursun. Mümkünse kendi arabası ile gelsin. Bu hizmete para da istemiyorum. Çünkü ben de öğreteceğim arkadaşla birlikte öğreneceğim.

Öptüm tosunlarım.

15 Şubat 2011 Salı

O Zaman Başlıklıksız Olsun

Hüznünü sarı odalara kilitleyen dostuma. Yıllanmış arkadaşlığımızın şerefine...



Dostlarım kelimelerinin içlerini dolduramıyorken artık, ben üzerimde üniforma değil de sadece çıplakken, sivilcelerimin yerini kıllar alıyorken şimdilerde, ciğerlerimi dolduran siyah dumanlar sislendirmişken gözlerimi, can-î haktan vazgeçmişken şimdilerde aklıma geldin yüzümdeki tebessümle eşdeğer. Hatırlıyorum da; güzel günlermiş, her ne kadar küfretmişliğim olsa da. Yarınları yakalamaya çalışırken dünü unuttuğumu farketmek acı vericiymiş. Hatırlıyorum da dedim ya; aslında yalan söylüyorum. Pek fazla bir şey hatırladığım söylenemez. Hep ertesini düşündüğümden olsa gerek.

Hastalıklı  ruhların şifasını peygamberler bile karşılayamazken, insan dostundan ruhunu okşamasını nasıl ister? Ben istedim. Tam da olması gerektiğinde, tam da gerçekleşmesi gerektiği zamanda, tam da deliliğimin üst seviyelerinde yeniden buluşturdu kader senle beni. Tanrı onca yıl bana bir kız kardeş bağışlamamıştı. Demek ki o günün gelmesini bekliyordu ve işte oldu. Tam da ben gibi.

Hatırlamak, aciz bedenlerimizin tekrarlamaktan hiç sıkılmadığı hatta zevk aldığı dem. Söylenenler yalan. Hiç birimiz şarap gibi değiliz. Zaman yıpratıyor insanı. Günahkar ruhlarımız bedenlerimizi şekillendiriyor. Zaman fısıldıyor kulaklarımıza duyulamayacak kadar kısık bir sesle: 'Ben tükenmem, ne ruhum ne bedenim.'

Boş, Boş, Boş, Boş, Boş, Ayrımcı, Eğlenceli, Giderken, Gelmekte, Hoş geldin, Dost, Kardeş, Sevgi. 13 yılın özeti bu kadar işte. 13 yılı 13 kelime ile tanımlamak mümkünken, kime uzun gelebilir ki bu yıllar? Kelimeler biter, ancak ne yıllar ne de sana olan sevgim biter...

Hayatta yapmayı en iyi becerebildiğim yegane şey konuşmak sanırım. Düşündüm ve taşındım, konuşmak gibi bir hediye veremeyeceğim için bende bari konuştuklarımı yazıya dökeyim hediyeleştireyim dedim. Tabi biraz da edebi olsun istedim. Gidip parayla bir hediye almayı bende biliyorum ancak sen de benim gibi maddeci biri değilsin, bunu biliyorum. Önce dedim film çekeyim(şu an yarıldım uhea), sonra baktım ki onu başkasına yapmışım. Sonra dedim bari slayt yapayım, aklıma geldi ki onu da sen bana yapmıştın. Bende bu yola başvurdum. Kelimelerimi bitirirken, ki bitti. İyi ki doğdun ortağım, kardeşim, dostum. Tanrı'ya şükret ki; karşına benim gibi birini çıkarmış uheua. Afedersin, bunu yazmasam içim rahat etmezdi. Şaka bir yana, şükürler olsun ki hayatıma girmişsin ve hayatımdasın. Şu kardeşin seni çok sevmekle birlikte doğum gününü kutlar ve daim mutluluk neşe vb. güzel günler görmeni diler...   
   
                                                                                    31 Ekim 2009

12 Şubat 2011 Cumartesi

Ve tüm kadınlar gitti / Bir Kadın

3 şarkı, 3 kadın ve bu kadınlara yazılmış bir şiir. İz bırakanlar unutulur ama hep hatırlanır.

İlk kadın: Ah belam. Paçamı bir türlü kurtaramadığım kadın. Birbirimize olgunluk gömleğini giydirdiğimiz günleri hatırladım. Çıplaklığımızı örtmeyi bir türlü başaramayan o gömleği. Sen de hatırlarsın; beyaz ve manşetleri hep gri olan o gömlek. Ütüsünü birlikte bozduğumuz. İtiraf etmeliyim ki birbirimiz için dilediğimiz ve her defasında son sözler olacağını zannettiğimiz o cümlenin 'zarf tümleci' şu anda yüzümde belirmiş durumda. Seni yüzümde tatlı bir tebessüm ile anıyorum. Seni sayfalar ile anlatmak da mümkün, tek bir cümle ile özetlemek de aslında. Her şeyin ile ilkimdin desem mesela şuracıkta biterdi satırlar. Ama sen de bilirsin ki uzattıkça uzatırım her şeyi. Sonuca vardıramamak en büyük dolambacım sanırım. Kötüleri sildim. Sadece iyiler arda kalan o günlerden. Sana demiştim ya hani 'Tanrı benden alsın. Sana versin mutluluğu.' diye, eğer sana fazla geldiyse onlar birazını geri alabilirim. Sanırım insanın kendine bedduası tutuyormuş. Velhasıl ilkim, senin ile bütünleşen şarkı geliyor.


İkinci kadın: Senin ile yaşanan şeyleri biraz teknolojiye borçluyuz sanırım. MSN denen şey olmasa sanırım iz bırakan ikinci kadın olmazdın hayatımda. Tabi emektar müzik çalarımın da katkısı büyük. Yanlış anlaşılmalardan gelen biraz agresif tanışmamız ve sana attığım o şarkı. Sanırım seni o şarkı ile etkilemiştim. Kafanı masaya koyup şarkıyı dinleyişini hatırlıyorum. 'Ne diyor?' bu şarkıda demiştin. Gözlerinin içine bakarak  'Love of My Life' yani 'Hayatımın Aşkısın' demiştim bende. Sonra yüzünde muzur bir gülümseme belirmişti. Bizim şarkımız olmuştu bu. Sonra ilk el ele tutuştuğumuz günü hatırlıyorum. Yeşilçam filmlerinden bir sahne gibiydi. Karşıdan karşıya geçerken kolunu tutmuştum. Karşıya geçerken ikimizinde elleri yavaşça kayarak birleşmişti. Sonra birbirimize bakıp gülümsemiştik. Aptallığımdan olsa gerek bir daha bırakmayacağımı sanmıştım o eli. Senin bırakacağını tahmin edememişim. Ve seni de tüm kötülükleri ayırarak, iyi geçen zamanlar ile anıyorum. Güzel günlerin anısına geliyor;


Üçüncü kadın: Bu kısım için çok düşündüm. Ama sanırım burada senin anılman gerekiyor. Hanımefendiliğin, bağlılığın ve masum bakışların ile. Evet ben de herkesin dediğine katılıyorum. Tam olarak 'evlenilecek kadın'dın. İnan her şey benim suçum. Sakın boşuna düşünüp 'Ben nerede hata yaptım?' diye düşünme. Tam olarak yaşadığın facianın mimarı benim. Ben kurdum ve ben yıktım. 'Neden?' diye sorsan bugün yine bana, yine net olarak cevaplayamam sorunu. Maymun iştahlığım, doyumsumsuzluk, sıkılmam? Ve benzeri daha bir sürü saçma sapan şey. En güzelinden, en iyisinden de dahasına layıksın. En içten ve güzel temennilerim ile birlikte;


Son olarak özellikle bu üç kadını ve diğerlerini de içinde barından düz yazıdan bozma bir şiir;

Bir Kadın 



Hava karanlık ve yağmurlu.
Bir yaz gecesinde üşümek
Kollarını umutsuzluğa açmak
Düşünmek 
Ve yine küllükteki yerini alacak sigaramı köklemek. 
Düşlemek... 
Belki bir fincan sıcak çay, 
ya da içimi ısıtacak bir kadeh şarap. 
Yanında ayva da olursa hiç düşünmem, 
girerim bu günaha! 
Görmek... 
Görülmeyenleri görmek kimi zaman 
Ve susmak zorunda kalmak. 
Bir kadın... 
Gözleri yeşil, tutsak eden 
Sevdiren ama aynı zamanda caydıran 
Şeytanın da bir melek olduğunu akla getiren. 
Bir kadın yeniden... 
Sadece düşlerime giren 
Beni düşünmeye mahkum eden. 
Bir kadın... 
Şeytanın da melek olduğunu akla getiren bir kadın 
Doyumsuzluğu tattıran, 
ateşi sönmeyen ve bir ak deniz gecesi gibi hissettiren. 
Göz pınarlarını taşıran ve içinde onlarcasını sürükleyen. 
Umudu, aşkı ve seni unutturan bir kadın. 
Bir kadın... 
Şeytanın da melek olduğunu hatırlatan bir kadın 

Uyarı: Yazı fazlası ile isyan ve bolca trip içermektedir. Melankolinin dibine vardığım şu saatlerde başka ne yazmamı bekliyordunuz ulan? Öptüm. 

9 Şubat 2011 Çarşamba

Türkçe Yazıldığı Gibi Okunan Bir Dil Değildir.

Hemen örnekliyorum canlarım; 'değildir' diye yazar 'di:ldir' diye okuruz. Bir Fransızmış edasına kapılıp 'ğ' harfini okumaya çalışmayın boş yere. Çünkü ağızdan çıkmaz o ses. Bak zorlama. Gereksiz yere gastritini harekete geçireceksin.

Bunun üzerine fazla konuşamiciim. Sakın ha gelip benim yazın dilime takmayın. 'Bak gavata bize diyor nasıl yazıyor?' derseniz kırılırım. Bu aralar çok alınganım. Ben konuşma dilinden bahsediyorum. Yazın dilim iyi değildir pek benim de. Bak ne kadar hayvanice ve anlaşılmaz devrik bir cümle kurdum. (Bu değil lan bir önceki. 'Yazın dilim' diye başlayan.)

Velhasıl bunlara dikkat edin. Sakın ha gidip diksiyon kurslarına para yatırmayın. Burada ben varım. Herkes önce bir raad olsun. Ardından derin bir nefes alsın. Şimdi ver aldığın nefesi. Pilates toplarımızı da önümüze koyuyoruz. Gün gelir işinize yarayabilir o toplar zira.

Şimdilik Türkçenin yazıldığı gibi okunan bir dil olmadığını bilmeniz yeterli. Daha fazla bilgi ücrete girer. Ben de bu kapitalist düzen içinde ayakta kalmaya çalışıyorum. Ne yapayım? Henüz hiç öğrencim yok hatta bugüne kadar olmadı da. Ama neden olmasın? İlk öğrencim sen olmak ister misin? Tüm Türkiye'ye vermeyi amaçladığım bu hizmetten az sonra belki de günler sonra yazacağım kayıtlarda bahsedeceğim. Takipte kalın tosunlarım. Öptüm.

8 Şubat 2011 Salı

Sosyalist ve Komünist Kardeşlerim; Bir Bakın Hele

Dostlarım sizlere karşı bir sitemim, bir kaç eleştirim ve bir kaçta ricam var. Ve başlıyorum;

Taa gerilerden, lise zamanlarımdan dikkatimi çeken bir sorundur bu. Lisede iken TKP'ye üye (artık ne diyorsanız) bir kızımız vardı. Bir üst sınıftı sanırım benden. Bunun kulağına gitmiş benim muhalif söylemlerim ve hareketlerim. Geldi buldu beni. Kendini tanıttı. Tanıştık ettik. Bu kızımızın derdi beni sosyalizm ve komünizm konusunda bilinçlendirmek ve partinin lise kanadına dahil etmek. Ne güzel. Yeni şeyleri öğrenmeyi pek bir severim. En azından düşüncelerimin adını, kafamdakinin hangi ideolojiye yatkın olduğunu anlamış oldum. Bunları geçelim. Sıkıntı kızın kullandığı dil ve jargonda idi. Öyle kelimeler, öyle terimler kullanıyordu ki konuşmasının içinden çıkmak pek bir güçtü. O zamandan bu hitap ve kişilere ulaşma biçimini attım hafızaya. Bugünlere kadar beklettim.

Günler geldi geçti. Üniversite bitti. Okuduk, yazdık, çizdik, öğrendik. Az çok donattık kendimizi. Bu süre zarfı içinde yine solcu dostlarımız oldu. Konuştuk, tartıştık. Sonra öğrendik ki sol ile ilgili siteler var. Yine bir heves ile girdim. Baktım, inceledim. Zira hala da inceliyorum. Ama yıllar önce hafızaya attığım şu hitap, konuşma meselesi yine geldi çıktı karşıma. Yazıyı okumadan giriniz 'sol' haber sitelerine. Bir kaç makale falan fıstık okuyunuz sonra daha net anlaşabileceğimizi düşünüyorum canlarım.

Sıkıntı ettiğim şey ne? Solcuların, ama şu CHP tarzı solcuları kastetmiyorum anlamışsınızdır herhalde. Her neyse, solcuların lûgatları, konuşmaları, hitap şekilleri, yazılarında ve konuşmalarında kullandıkları bilmem kaç bilinmeyenli denklem misali terimler. Gerçekten bazen fevkalade anlaşılmaz oluyor. Şimdi bir örnek vermek isterdim ama telifi melifi vardır götümüze girmesin sonra.

Şindik canım kardeşlerim sizden isteğim şudur; tüm halkı kucaklayacak, anlaşılır ve sade bir dil kullanınız. Yaşadığımız topraklar üzerindeki okuma oranını, eğitim oranını göz önünde bulundurunuz. Bulundurmaz böyle takılmaya devam ederseniz kimse bir sikim anlamamaya devam edecektir. Şimdi diyeceksiniz; anlamıyorsa açsın öğrensin daha iyi ya! Ama dediğim gibi bu topraklar üzerinde yaşayan insanlardan bahsediyoruz gülüm. Bak ben teşekkür ederim. Bir çok terim öğrendim bu sayede. Zira kitap okurken de aynı araştırmacı ruhumla okurum. Bilmediğim bir kelimeyi ya da terimi öğrenir öyle devam ederim. Ama diğerleri öyle mi canım ciğerim?

Neyden yakınıyoruz? İnsanların solcuları yanlış tanımasından. Bak babaannem komünist lafını falan duyunca hemen 'höyt töbe de dinsiz mi oldun sen, anarşik misin?' diyor. Kadına fazla suç bulmamak lazım. Zaar öyle yerleştirmişler kafasına. Ve toplumun pekte büyük bir çoğunluğu babaannemin kafasında. E bunu değiştirmek için ne yapacaksın? Anlatacaksın. Sen anlatmıyor musun mu diyorum ben sana? Hayır, sen de anlatıyorsun. Ama nasıl anlatıyorsun babam? Kimsenin pekte anlamadığı bir dilde.

Sizlerden ricam şudur ki; kullandığınız dili biraz daha altlara çekin. Aynen öyle kalitesiz olsun diyorum. Tabirse önce insanlara bir özet geçin. Korkutmayın. Geçmişte empoze edilen yanlış fikirleri aklamak için seçilmeli bence bu yol. Yani yapın bence. Sen neden yapmıyorsun o zaman it derseniz kırılırım. Ayıp edersiniz. Zira yapıyorum. Bak örnekliyorum;

Annem ilkokul mezunudur. 14 yaşında evlenmiş 15 yaşında abimi doğurmuş bir Anadolu kadınır kendisi. Gerçi 14 yaşında geldiği İstanbul onu da değiştirdi. Öyle şalvarlı, eşarplı bir şey yaratmayın kafanızda. Ya da yaratsanız ne olur lan. Aman ben yok muyum işte. Velhasıl bu kadın öğrenmeye çok açıktır. Bilmediği bir şey olunca çevresinde ki ileri zekalı oğlunu yani beni (Allahım kendimi övmeyi seviyorum, durduramıyorum) bulur. Seçim zamanı ülkenin durumunu, partilerin ne halde olduğunu, bence hangi partiye oy atmamız gerektiğini sorar bana. Ben de onu etkilemeden tarafsızca ona anlatmaya çalışırım. Zaten henüz oy vereceğim bir parti çıkmadı piyasaya. Kullanmıyorum oy moy şimdilik. En sonunda kendi partimi kuracağım. Her neyse bir gün kafasına takılmış geldi sordu bana oğlum bu komünizm falan nedir diye. Şimdi ben anacığıma yukarıda bahsettiğim ve eleştirdiğim gibi konuşup anlatmaya çalışsam olayı kadının aklı karışacak. Kafasındaki soru işaretleri yerinden oynamayacak. Ben de herkesin hatta kendimin de anlayacağı dilden anlattım. Öyle bir anlattım ki fena yattı kafasına. Bilemiyorum önümüzdeki seçimlerde TKP'ye oy bile atabilir. Tamam mı ciğerim? Bu da örnekti.

Yani diyorum ki; bence bak ama bence biraz daha sade bir dil kullanın. Herkes mesud, mutlu, şen, şakrak olsun ondan sonra.

Gel geliyoruz diğer bir konuya...

Yahu çoluk çocuğu kullanmayın. Ne işi var yüzünde tüy bitmemiş adamın eylemlerde, mitinglerde? Hayır ne bekliyorsun yani 15 16 yaşında çocuktan? Sırf kalabalık olsun diye mi topluyorsunuz bu adamları?

 Liselilere dokunmayın, bulaşmayın. Akıllarını bulandırmayın. Henüz zamanı değil onlar için böyle şeylerin. Bırakın adam ergenliğini yaşasın. Okuluna gitsin. Derslerine baksın. Biraz karı kız peşinde koşsun. Oncacık çocuk o mitinglerde attığı sloganlardan ne anlıyor sanki anasını satayım? Geliyor mitinge ertesi gün mitingde çektirdiği fotoğraflarını feysboka koyuyor zaten. Lise çağı çocukları bir yerlere çekmek için en uygun yaştır. Siz de bunu biliyorsunuz tabi çakallar. Adamların hür iradesi ile oynamayın ulan. Zamanı gelince kendi karar versin neye inanıp inanmayacağına. İlk başlarda da bahsettiğim liseli bir kız beni buldu falan diye. Lan ne işiniz var sizin o kızla. Yaptığınız yanlıştır gülüm. Ya diğerleri yapıyor ama ya diye savunma ile de gelmeyiniz bana kalp kırarım. Bak bunu da yine kendi sülalemden örnekliyorum;

Zibidi bir yeğenim var. Tam anlamıyla fırlama kerata. Çocukluğundan belliydi zaten. Maymun iştahlıydı ezelden beri zaten. Kim ne derse onun peşinden koşuyor. Ergenliğe geldikçe de iyice isyankar oldu çıktı. Lise zamanı geldi çattı bunun. Bu bazı solcular kim olduklarını nereye mensup olduklarını tam bilemeyeceğim bulmuşlar bizim bu yeğini. Anlatmışlar, etmişler. O yaşta çocuğun kafasını yıkamışlar. Bir gün kır pidesi yiyoruz karşılıklı beni afallattı. Korktum adamdan. 'Amcam faşist biliyor musun?' dedi. Ama öyle bir surat ifadesi ile söyledi ki dedim herhalde cebinde molotof kokteyli var buradan çıkınca atacak adamın dükkanına. Artık kafasına nasıl girmişlerse. Önüne geleni faşist diye yaftalıyor. Çocuğa suç bulamam ama. O yaşta çocuğu istediğin yöne çekersin. Ben de tam olarak o yaşta oldum. Öyleydim.

Yani nedir olay? Çocuk çocuğu karıştırmayın bu işe. Bulaştırmayın tüyü bitmemiş ergenleri olaylara. Büyüyünce isterlerse gelirler yanınıza.

Ve evet yine uzuuunca bir yazının sonuna geldik. Hepinizi Seda Seyan Stayla kokulu kokulu öpüyor ve kucak dolusu sevgilerimi iletiyorum.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Huzur İçinde Yatması Dileğiyle...

Gary Moore ölmüş. Şu an çalan ve ruhuma işleyen 'Still Got The Blues' şarkısının yaratıcısı. 6 Şubat 2011'de gerçekleşmiş ölümü. İspanya'da. Ölüm sebebini ben de bilemiyorum. Zaten bilmesek daha iyi. Bize ne? Ölümü ile ilgili az bilgim var. Zira şans eseri fark ettim. Daha doğrusu bir dostum fark ettirdi. Bana BBC'nin linkini attı orada gördüm. Dillere destan ingilizcem ile yarım yamalak okudum haberi. 'He died' kısmını rahatlıkla anlayabildim ama. Canımın tek sıkıldığı nokta ise bu adamın ölüm haberini bizim gazetelerin sitelerinde göremem. Ufakta olsa bir köşede yazsalardı iyi olurdu. Neyse canları sağ olsun.Velhasıl; bu iyi müzisyen ölmüş. Üzerine ne benim ne de başkasının konuşabileceği pek bir şey yok zaten. Olsa da konuşup ne yapacağım. Sadece istedim ki; bir fotoğraf ve bir şarkısı da bu bloga hatıra kalsın. Tanımayanlar için bir kaç cümlelik bir öz geçmiş geçtikten sonra vidyoyu aşağıda bulabilirsiniz. En bilinen ve en sevilen şarkısı, yukarıda da bahsi geçen 'Still Got The Blues' şarkısı hatıra kalacak buralara. Son söz olarak; Allah rahmet eylesin. Nur içinde yatsın.

Gary Moore; 1952 Kuzey İrlanda doğumlu müzisyen. Skid Row'un kurucusu. Bir müddet Thin Lizzy ile de çalıştı. Bunun dışında solo çalışmaları da mevcut. Solo albümleri var. Hard rock, caz ve blues gibi bir çok değişik türde örnekler verdi. İyi çalardı. Kaliteli gitaristti. Şahsen ben sesini de pek beğenirdim. 58 yaşında da öldü vesselam. Nur içinde yatsın.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Defne Joy ölmüş biliyo musun?

Yahu o kadar sıkıldım ki artık. Sıkıntıdan kahveyi sütsüz içmeye başlayacağım yani o denli.

Defne Joy Foster isimli bir kadıncağız varmış. Hayatı bizi hiç mi hiç ilgilendirmezmiş. Bir gün gelmiş ölmüş. Biz de 'Allah rahmet eylesin' demişiz ve bazılarımız da fatihasını okumuş bitmiş. Ertesi gün kalkmışız. Dünya yine -1 +1 kuralı ile dönmeye devam ediyormuş.

Giriş; aslında böyle durumlar insanları daha iyi tanımamıza sebebiyet veriyor. Hadi itiraf edin bu ölüm hiç birimizin zerre umurunda değil. Zaten neden olsun ki?

-Ama çok gençti yaaavss.&-%^$
-Anam babam sana mı gençti? Ne bekliyordun? Sonsuza dek yaşayacağını mı? Ölmek diye bir şey var. Yaz google'a çıkartır kesin bir şeyler. Sen hayatının baharında ne yiğitler göçüp gidiyor biliyor musun? Hatta bebekler bile ölüyor ablacım bilir misin? Hem bak ben çevremde her dönemden insanın ölümünü gördüm 1. katta oturan komşumuzun bebeği öldü 2 aylıkken. Lisede futbolda umut vaat eden bir genç dostumuz öldü mesela. Sonra 32 yaşında bir akrabamız öldü ardında bir dul bir yetim bırakarak. Sonra çok yaşlı öldü ohoo. Dedem öldü mesela yüzünde tatlı bir gülümseme ile. Cennet mekân iyi adamdı vesselam. İnsan illa yaşlanınca ölecek diye bir kural yok canım ciğerim. Tamam yazık olmuş ama elden ne gelir. Defne'nin ölümü diğer insanlardan ne daha önemli ne de daha önemsiz. Ayrıca öyle üzülme numarası falan yapma. Ne kadar tanıyorsun da üzüldün götüm. Sanki her bayram kabrini ziyaret edeceksin. Dediğim gibi güzel dileklerini ilet, yapabiliyorsan bir de fatiha oku bitsin gitsin.

-Ama o topluma mal olmuş bir insandı, hem de çok enerjik falan biriydi yani.&-%^$
-Lan Allah aşkına hangi toplummuş o. Ben Şili toplumundan mıyım? Ben neden fark edemedim? Bir dans yarışmasına katılmak ile ha bir de 'Sihirli Annem' de oynamakla bize ne mal etti? Neden abartıyorsun hayvan herif. Kadın öldü diye neden arkasından yalan konuşuyorsun. Hayatta iken ne kadar takip ettin, ne kadar beğeniyor idin. Kaç kere 'Sihirli Annem'i izleyip 'vay be Defne'ye bak ne oyunculuk ama' dedin. Kusura bakma ama yalanın batsın yalancısın reyiz.

-Bebeğini bırakıp dışarılara başka adamların evine gitmiş. Oh olsun. Bak sonun böyle olur.
-Teyzem, güzel abim ablam, yakışıyor mu size hiç? Hangi sebep, hangi eylem, hangi herhangi bir şey bir insanın ölümünü haklı gösterir. Bizi sevindirmek için bir sebep oluşturur? Hangi neden bir insanın ölmesine, ölecek olmasına alkış tutmamızı gerektirir? Bunun karar vericisi bizler mi olmalıyız? Bizim yargılarımız ile bir insanın ölmesi arasında ne şekil bir bağlantı kurmamız gerekir. Bizi ne ilgilendirir be arkadaşım, önce kendi halimize bakmamız elzemken. Dediğim gibi siktir edin bunları, güzel temennilerinizi iletip kapayın bu bahsi. Yoksa sinirden kendimi sikicem.

-Ya görüyorsunuz ya. Laik, modern yaşamın sonu. Alkol ve uyuşturucudan öldü şakşakçılığını yaptığınız insan. Bir de mındar gitti.
-Ben sizlere bir gün fena giydireceğim. Yandan yemiş olarak gideceksiniz siz de ahirete. Dur bakalım onun da zamanı gelir. Sizlere sözüm yok Allah akıl fikir versin.

-Su testisi su yolunda kırıldı.
-Yaaaa bak sen. Bunu söyleyende yanında kendinden 40 yaş küçük hatunlarla takılan insanlardan. Kader o ya bir gün ellerin yatağa kelepçeli, gözün külotlu çorap ile bağlanmış ve çıplak bir şekilde ölü bulunursan şaşmam. Bak gazete manşetini şimdiden öngörüyorum 'Fantezi Uğruna Canından Oldu'. Bak işte büyük konuşmayım ama senin arkandan ben de laf söyleyebilirim. Neyse Allah göstermesin. Kimsenin bu hale düşmesini istemeyiz.

O kadar direndim yazmayacağım dedim, bulaşmayacağım dedim dayanamadım. Eleştirdiğim şeyi yaptım. Kafama sıçayım.

Gelişme: Sabah uyanıyorum. Her şey dün bıraktığım gibi. Yine aynı şeyler beni bekliyor. Babam rahatsızlanmış dükkana gitmem gerek. Hazırlanıp gidiyorum. Beni bekleyen abimin ilk lafı 'Lan o Defne Joy Foster vardı ya hani ölmüş o' oluyor. 'Hadi ya. Yazık olmuş. Allah rahmet eylesin' diyorum. Ardından kendi derdimize dalıyoruz. O gidiyor gece bana yardım etmek için bir aile dostumuz geliyor. Televizyonda sürekli bu ölüm zikrediliyor. 'Ya görüyor musun? Sabah ben de üzüldüm. Sonra haberlere baktım hak etmiş. Ne işin var senin gecenin bir vakti adamın evinde? Bir de yakınlaşma falan diyorlar. Bir de bebeği var. Sen söyle bebeğini bırak git eğlen iç sıç. Yok abi olmaz böyle.' Ne kadar işe yaramayacağını bilsem de 'Ya ... Abi böyle konuşma bak. Bize ne abi. Vardır elbet bir olayı. Hem görmedik etmedik. Bize mi düşer' ve buna benzer bizi ilgilendirmediğini vurguladığım şeyler söylüyorum. Fayda etmiyor. Tüm gece iki üç kez buna benzer diyaloglar yaşanıyor. Tüm yorgunluğum ve uykusuzluğum ile sabah 10 gibi eve geliyorum ve kapıyı çalıyorum. Annem kapıyı açıyor ve o da ayakkabılarımı çözerken direk 'O hani siyah, dans yarışmasındaki kız var ya ölmüş olum o ya. Ne de gençti çocuğu falan varmış.' diyor. 'Kader anne diyorum. Allah rahmet eylesin. Yapacak bir şey yok' Oturma odasına giriyorum. Babama ve babaanneme selam veriyorum. Ardından bir posta Defne Joy Foster haberi de babamdan alıyorum. Ardından gelin de katılıyor konuşmaya. Onlar konuşurken 'Allah rahmet eylesin' diyorum ve ortamı terk ediyorum. Uyuyorum ve akşam üstü uyanıyorum. İnternete giriyorum. Önce sözlüğe bakıyorum. Varsa yoksa Defne Joy Foster. Hepsi Defne için bir münakaşa içinde. Anlıyorum ki kutuplaşmışız. Ama ben taraf seçmek istemiyorum. Kapayıp feysboku açıyorum. Her yer Defne. Bir Defne kavgası da feysbokta dönüyor. İllallah edip haberlere bakıyorum. Yapılan haberler beni utandırıyor. 'Aklınzı sikeyim' deyip kapıyorum. Ana haberlere bir bakayım diyorum. Defne'yi ilk haberden veriyorlar. O an Orta Doğu'daki ayaklanmaların bittiğini zannediyorum. Arkadan gelen haberleri görünce yanıldığımı anlıyorum.

Sonuç: Yahu kim bu kadın? Neden toplumu ikiye böldü? Neden iki blok haline geldik bir günde? Yahu kim bu kadın bizi birbirimize düşürdü?

Son söz: Bir kadın, eş, anne. Biraz da ünlü. Ölmüş. Allah rahmet eylesin.

4 Şubat 2011 Cuma

Yıldız Tilbe'yi Anlamanın ve Sevmenin Rakamla 8 Yazıyla Sekiz Yolu

İnsanın en büyük hayalinin baş kahramanı Yıldız Tilbe olur mu? Eğer ki hayalin oluşma sebebi zaten oysa olur, ne de güzel olur, miss kimin de olur. O olmasaydı zaten en büyük hayalim hala 'bir evim, bir işim olsun. Sabah çıkıp akşam geleyim yeter bana.' olurdu. Ah ne de kötü bir hayalmiş. Gerçi şu an onunla yetinmek durumundayım. Zira bu mütevazı hayal bile şimdiler pek lüks ama olsun. Daha da ucuzdan satamayacağım kendimi.

Beni tanıyanlar, onlarca, yüzlerce, milyonlarca sevenim bilirler ki; Yıldız Tilbe hayatımın kadınıdır. Zira bir ilişkiye başlarken karşı tarafa ilk uyarım budur.

-Hayatımda zaten bir kadın var bebeyim. Yerini kimsenin dolduramayacağı, büyük bir aşk ile bağlı olduğum bir kadın var zaten. İkinci kadın olmayı kabul ediyorsan 'he' de bana. Yoksa başlamadan bitsin bu zoraki aşk. Zira ben Yıldızım'dam vazgeçemem. Hem ben de ikinci adam olmayı kabul edebilirim. Mesela sen de kendine Soner Sarıkabadayı'yı seç. Hayatının erkeği o olsun. Bilirim çünkü bu durumu. Anlayış ile karşılar, yaşlı gözlerini mendilime silmene izin verir, büktüğün boynunu göğsüme yaslamana göz yumarım. Ahh ne dram!

Ben de böyle bir manyağım işte. Elden ne gelir. Kader ağlarını örmüş bir kere. Kader beni en kalın zincirlerle bağlamış ona ve en ufak aşınma da kaynak yapmayı da eksik etmiyor sağ olsun.

Şimdi burada Yıldız Tilbe kimdir? hede hödüsüne girmeyeceğim. Zaten o ulvi şahsiyeti tanımıyor ve yaptığı işlerden habersiz iseniz gözümde en az Thenardier* ailesinin bir üyesi kadar sefilsiniz. Ah yavrum Gavroche** ve iki küçük kardeş*** hariç.

Yıldız Tilbe bir toplumda 'normal' olarak nitelendirilen birinin anlayamayacağı ve sevmeyeceği biridir. Bu sizin suçunuz değil üzülmeyin normal insanlar. Yıldız Tilbe bir sohbet programına çıktığında onu mutlaka izleyin, eğer   ki bu kadar övülecek nesi var ulan ki derseniz. Konuşmaya başladığında direk 'ne saçmalıyor la bu?' diye bilirsiniz. Ama hemen yılmayın. Kopuk konuşur. Parça parça. Konu bütünlüğü yoktur konuşmasında. Farklı bir cebir vardır onun konuşmasında. (Cebir falan dedim tırsmayın lan hemen. Benim sayısal zekam çok kötüdür. Hatta ben de o kısım yok. Doğarken aldırmışlar. Ben bile çözebiliyorsam siz raad raad çözersiniz. Ayık Olun. Devam.) Çoğu zaman karşısındaki adamın sorduğu sorudan kopar. Sanki o an orada değilmiş gibidir. Sakın verdiği cevap ile sorunun arasında bir bağlantı kurmaya çalışmayın. Zira bu en büyük hatanız olabilir.

Şimdi bu kadın böyle haldur pata küt konuşuyor. Peki biz ne yapmalıyız? Yazdıklarımı itina ile okuyup hatim edin. Ve geliyor...

Yeni Başlayanlar İçin Yıldız Tilbe Kılavuzu;


  • Konuyu dağıtarak ve daldan dala atlayarak konuşur. Bize düşen o konuyu kafamızda toparlamak ve parçaları birleştirmektir. Kadın kafa çalıştırıyor olum daha ne olsun lan? Pazılın bi değişi. Oha 
  • Eğer bende bir kafa var ohoo ne diyorsun sen abi diyen varsa onun Allah belasını vermesin. Ama ciddi bak ciddi diyorum hafızanız iyi ise Yıldız Tilbe'nin bir mülakatından senelerce akıllarda kalacak ve dillere pelesenk olacak bir şarkı yazabilirsiniz. Zira konuşmasının her paragrafında bir dörtlük gizli. Çok acayip konuşuyor karı. Ben de sayısal zekanın yanı sıra hafıza da olmadığı için ben yazamıyorum tabi. 
  • Şarkı söylerken yaptığı hareketlere anlam vermeye çalışmayın. Zira ben de hâlâ anlam veremiyorum. Ama üzerinde çalışmalarım devam ediyor. Hatta bunu tez konum bile yapabilirim. 
  • Çenesinde ki beni sevmeyen varsa lütfen çıkabilir misin arkadaşım? Kalırsan sana sözler hazırladım. Bir bir sıralayacağım yoksa. 
  • Yıldız Tilbe'yi sadece 'Güzel elbiseleri giyip kuşanacağım' gibi şarkılardan bilip itham eden varsa şunları söylemek istiyorum. Yapmayın böyle kırılıyorum. 
  • Gelecek nesilleri düşündüğüm için bir madde daha. Eğer ki ben toprak olmuş, uçan kaykayların sürüldüğü bir çağa gelmiş isek, google batmamış hâlâ blog hizmeti veriyorsa ve kader bu olur da bir yeni nesil evladı bu bloga denk gelirse, evet evet sen bu satıları okuyan, bak delikanlı sana söylüyorum şu an muhtemelen Ares, LimeWire gibi zart zurtlar yok. Artık neyi kullanıyorsanız oraya 'Yıldız Tilbe - Delikanlım' yaz. Yıldız Tilbe'yi önce bu şarkı ile tanıyın. Ayrıca bak şu zamanlarda İzmir Köfte diye bir yemek var. Tarifini son teknoloji ürünü aletinden bul ve ardından annene söyle yapsın. Bir de bana Fatiha oku hemen olur mu tosunum. Öptüm. 
  • Sezen Aksu'yu dinleyenlerin böyle daha bir elit daha bir entel, Yıldız Tilbe'yi dinleyenlerin varoş olduğu gibi bazıları tarafından kabul gören gereksiz yargılara kulak asmayın, inanmayın. Zira hayallerde yaşıyor bazı ibneler. Onlar ki, elit diye geçinen tipiksizler tisko ortamlarında Serdar Ortaç ile kopan insanlardır. 7 tane nota var zaten. Onların üstüne fazla gitmeyin. 
  • Özet geç lan piç diyen götoşlar için geliyor; Yıldız Tilbe'yi sevin, sayın, hastası ve fanı olun. Şüphesiz ki o yazan ve besteleyendir. 
*Victor Hugo'nun 'Sefiller' isimli kitabında bahsi geçen bir aile. (Kişisel:Çakallar sürüsü) 
**Bu iğrenç ailenin içinden çıkmış küçük dev. Herkesin evlat edinmek için sıraya gireceği ulu öksüz. Elinizi çabuk tutun Pitt-Jolie çiftinin şimdiden ilk adımları attığını duydum.
***Bu iğrenç ailenin en ufak iki bireyi. Onlar daha masum olduğu için bu iğrençliğin içinden çıkarıyorum onları. 





2 Şubat 2011 Çarşamba

Kuralları Olan Anarşist Yayıncılık A.Ş. Blog Hizmetleri

Ve evet , beklenen gün geldi çattı. Kuralları Olan Anarşist Yayıncılık A.Ş. Blog hizmetleri artık yayında. Şu an öncelik olarak sayısı 2 olan takipçime ve ardından milyonlarca hayranıma seslenmenin gururu, onuru ve saçmalığı içerisindeyim. 

Ve evet, klişe dolu bir blog daha yayında. Ergen isyanları, şiirler, tipik blogu bir şahıs olarak görüp onunla konuşmalar, görsel, işitsel ve yazınsal paylaşımlar. Google Şirketler Grubu ile ortaklaşa yürüttüğümüz bu yayıncılık hizmetinde ne kadar gereksizlik var ise olacak. Gözlerinizi kapatın, arkanıza yaslanın ve gelip birinin omuzlarınıza masaj yapmasını bekleyin. 

Ve evet, beklenen oldu ve ismini veremiyeceğim ama benim ona kısaca 'GoldMaster' dediğim dostumuz Kuralları Olan Anarşist Yayıncılık A.Ş. Blog Hizmetlerinin 'Teknoloji Baş Danışmanı' oldu. Kendisi şu an için pekte şaşırtıcı olmayan bir tema hazırlasa da (ki çok uykulu ve yorgundu garibim) ilerleyen günlerde bu işin üzerine yoğunlaşacaktır. Ayrıca içimden geldi şu an onu 'Teknoloji Baş Danışmanı' lığının yanı sıra 'Tema Ar-Ge' sinin de başına geçiriyorum. 

Ve evet, ben, lakirdi kim miyim? Şimdilik sadece beni bir 'deli' olarak sıfatlandırmanız yeterli olacaktır. Zira ilerleyen günlerde bol bol, umarsızca ve isyankar havalarımla kendimden bolca bahsedeceğim. Öptüm. Kib. BB

Ve evet, siz sevgili pıtırcıklar için geliyor;