20 Mayıs 2011 Cuma

İçince Hep Böyle Oluyor

Anam babam yani olmuyor böyle. Hoş değil. Şu ergen alışkanlığından bir türlü kurtulamadım. Ben ne vakit içsem kesin hüzne boğuluyorum. Çok mutlu olsam dahi iki kadeh içeyim kesin damar yapacak bir şeyler buluyorum. İyi bir şey değil yani. İyi bir şey olsa ben içerdim. Velhasıl dur ben biraz içimi dökeyim.

Merhaba bebeyim Şükran. Durumun umarım iyidir. Farkındayım sana hala tema mema ayarlayacak bir anadolu parsı bulamadık. Bir tane webmasterın aslında sözü vardı ama hiç bahsini açmıyor. Neyse bırakalım şimdi o sefili Şükran bebeyim. Şimdi ben sana daha önce söylemedim ama bildiğin çer çöpçüyümdür ben. Hatıra diye kim ne verdiyse saklarım. Ufak bir kağıt parçası, çakmak, bobin, trigel kayışı, dgs soru bankası falan filan. Yani böyle şeylere önem veriyorum nedense. Hatıradır deyip saklıyorum. Sonra böyle balkondan bozma, aynı zamanda bildiğin kuru dolma çuvallarının, turşu bidonlarının falanda bulunduğu balkondan çakma odamı bir temizliyim deyince ne çöp çıkıyor inanamazsın. Her yerden bir hatıra fışkırıyor. Ama işte bazen istenmeyen hatıralar da çıkabiliyor. Bugün de o tarz bir şey oldu bebeyim Şükran. Malüm abimi evlendiriyoruz. O eşyalarını falan topladı. Boş yerler açıldı. Ben de ona göre bir düzenleme çekeyim dedim. Oradan bir toparlanma, bir temizliğe vardı olay. Dediğim gibi her her yerden bir çöp, bir hatıra fışkıyor anasını satayım. Mesela bir kadından bahsediyordum. Şu yakın geçmişte ayrıldığımız, sonra anında başka birisini bulan falan fıstık. Normalde ben ona dair her şeyi attım, yaktım diye biliyordum. Arkadaş bitmemiş. Caaaart diye önüme bir fotoğraf düştü. Hem de özel saydığım yani. Öyle böyle değil. Haydaa dedik koyduk bir kenara. Ardından benim hiç haberim bile olmayan, üniversitede kullandığım bir not defterinden bir not. Hoppala yarim çarşıya malta eriği geldi. Olmadı yani Şükran. Nabayım, nabayım dedim. Dedim o vakit ben bir içeyim. Hazırda vodkam var zaten. Açtım içiyorum anam babam. Gittiği yere kadar artık. Notu yırtıp attım direk. Fotoğraf hala duruyor. Acık kafa gidinde aldım fotoğrafı koydum önüme. Şimdi önümde duruyor.Her kadehi fotoğrafa kaldırıp içiyorum. Haa bunu içiyorum diye yapıyorum. Sebebimiz olsun bebeyim Şükran. Son kadehte bin bir parçaya ayırıp çöpe atacağım o alçağın bulunduğu fotoğrafı. Dedim ya, ben içince kesin hüzne boğuluyorum. Çok acayip bebeyim Şükran. Şerefine....

Bir de ben bu aralar zannedersem ki eski sevgilime yazıyorum. (Bu blogu okuyan sevgili eski sevgilim, yeni reyizim, çokta sevdiğim anam babam alınmasın. Yanlış anlaşılmaya mahal vermiyelim. Zira hiç sevmem. İyi bir şey olsa ben içerim.) Velhasıl ben sanırım ona yazıyorum. Bu benim bayaa yıllanmış ve samimi bir dostumun arkadaşı aynı zamanda. Onun vasıtası ile olmuştu zaten o iş. Bunlar ikiside okulla Bodrum'a mı ne gitmişler. Tatil niyetine, miss. Ben bu eski dostuma mesaj attım. Zaten samimiyiz. Güzelce sohbet ettik mesaj vasıtası ilen. Onlar da az çok içmişler zaten. O vasıta ile eski hatuna da selam falan çakarsın derken bir irtibat. Neyse, yaklaşık yarım saat önce aradı beni bu eski dostum. Grup olarak toplaşmışlar, içmeye devam ediyorlar. Telefonu da ne diyorlar ona hoparlör galiba, ona mı ne almış işte. Herkes duyuyormuş sesimi. Velhasıl ben de dedim duysunlar, bu sesi millet duymak için can atıyor zaten. Şanslılar ki sesimi duydular. Ben bunu söyledikten sonra oradan bir pezevenk, belli yani erkek sesi bir şeyler dedi. Ne dediğini duyamadım ama ters bir şey söyledi. Ağzına sıçtığım pezevengi. Neyse arkadaş sonra kulağına aldırdık telefonu nihayet. Arkadaş gülmeler falan. Belli yani muhabbetimiz geçmiş. Kafalar da güzel zaten, laf ediyorsun hahaha kikiki. Vey be Şükran, şu kafa ile eğlencelerine meze olduk kimilerinin ya. Ne diyelim. Açıkçası azıcık agresifleşmedim değil hani. Neyse arkadaş, ben yanisi falan yok direk dolaylı yollardan yazıyorum bu eski hatuna. Zaten bu blogda da bahsetmiştim. Harbiden böyle bir insan yok. Ben bu kadar iyisini, hanımını, bu kadar sadakatlisini görmedim. Harbiden en iyilerine lâyık. Güzellik açısından kimi sıkıntıları var ama Şükran nabacaksın yani? Bende ki malda ortada zira. Ayrıca güzeline, gıpta ile bakılanına denk geldikte ne oldu? Söyle be şükran? Güzelinden gördüğümüzde belli, güzel olmayanından da? Ya hayatını güzeli ile birleştirir, bir ömür boyu kafan dolu dolaşırsın. Ya da orta hallisi ile ama en kral kişiliklisi ile bir araya gelir ömür boyu kafanı raad ettirirsin. Zira aşk dediğin olay da zaten çok karışık, çok felsefik bir şey zaten. Şimdi bana bu kafa ile bunları konuşturma boş yere laf kalabalığı yapmayım. Şöyle söyleyeyim; Âşık Veysel'e sormuşlar 'aşk nedir?' diye. o da 'kavuşamamaktır' demiş. Üstüne laf söylemem. Adam olalım, adabımızla içelim bebeyim Şükran.

O değilde şaka mala, iğrenç yaraktılarız be bebeyim Şükran.

Velhasıl, son olarak siz tosuncuklarım ile bir şarkı paylaşmak niyetindeydim. Lâkin şimdi gir bul falan uğraşamayacağım. Ben size adını vereyim siz bulun dinleyin. Olur mu benim canlarım. Bence çok güzel olur.
Ezgi'nin Günlüğü'nün 'Gemi' isimli bir eseri vardır. Heh bildin mi? O eseri Sabahat Akkiraz da yorumlamıştır. O eseri Sabahat Akkiraz yorumu ile dinleyin emi tosunların.

Ve böylelikle bir blog yazısının daha sonuna zıçtık. Sizleri öpüyor, saygıla yine öpüyorum. Ama saygıyla.

1 yorum:

  1. Kafam güzel, dünya güzel, her şey güzel, sen güzelsin güzelsiiin...(x2)

    YanıtlaSil